<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Alanya Kent Haber: Alanya Haber, Son Dakika Alanya Haberleri</title>
                      <link>https://www.alanyakenthaber.com/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.alanyakenthaber.com/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Alanya haber, Alanya'da son dakika haberlerini, güncel gelişmeleri tarafsız olarak Alanya Kent Haber adresinden okuyabilirsiniz.</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Mon, 17 Aug 2026 11:34:57 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Alanya Kent Haber: Alanya Haber, Son Dakika Alanya Haberleri - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Alanya Kent Haber: Alanya Haber, Son Dakika Alanya Haberleri</copyright><item><title><![CDATA[Uzmanından önemli uyarılar: Kan bağışı hayat kurtarır]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-uzmanindan-onemli-uyarilar-kan-bagisi-hayat-kurtarir-16185.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-uzmanindan-onemli-uyarilar-kan-bagisi-hayat-kurtarir-16185.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melda Özdamar, kan bağışının güvenli bir süreç olduğunu vurgulayarak, bağış öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.İSTANBUL (İGFA) - Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melda Özdamar, kan bağışının birey ve toplum için hayati önem taşıdığını belirterek, süreçle ilgili önemli bilgiler paylaştı.

Doç. Dr. Özdamar, bazı durumlarda kan bağışının geçici kansızlığa yol açabileceğini, bu nedenle adet dönemindeki kadınlar, yetersiz beslenenler veya vegan bireylerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.

Bağış öncesi hemoglobin seviyesinin ölçüldüğünü ve düşükse bağışa izin verilmediğini ifade eden Özdamar, bağış sonrası kırmızı et, tavuk, balık, ıspanak ve mercimek gibi demir açısından zengin gıdaların tüketilmesini, çay ve kahveden ise bir süre uzak durulmasını önerdi.



KAN BAĞIŞI SÜRECİ GÜVENLİ VE HIZLI

Tam kan bağışında yaklaşık 450 ml kan alındığını, bunun vücuttaki kanın yüzde 8-10’una denk geldiğini belirten Özdamar, sağlıklı bireyler için bu işlemin tamamen güvenli olduğunu ve 5-10 dakikada tamamlandığını aktardı. Kayıt, muayene, bağış ve ikram süreçleriyle toplam 30-40 dakika süren işlemde, bağışçının durumu yakından izleniyor. Bağış sonrası meyve suyu ve hafif yiyeceklerle kan basıncı düşüşü veya baş dönmesi gibi yan etkiler önleniyor. Alınan kan, HIV, Hepatit B ve C, Sifiliz gibi bulaşıcı hastalıklara karşı testlerden geçirilerek hastalar için hazır hale getiriliyor.

KİMLER KAN BAĞIŞLAYABİLİR?

Kan bağışlamak isteyenlerin 18-65 yaş aralığında, en az 50 kg ağırlığında, bulaşıcı hastalığı olmayan, uygun tansiyon ve hemoglobin değerlerine sahip bireyler olması gerektiğini vurgulayan Özdamar, bağış öncesi bir form doldurulduğunu ve kısa bir fiziksel muayene yapıldığını belirtti. Grip, diş çekimi, dövme, cerrahi müdahale gibi durumlar geçici ret nedeni olurken, HIV, Hepatit, ciddi kalp hastalığı veya kanser öyküsü gibi durumlar kalıcı ret gerektiriyor. Bağış sonrası kolda ağrı, şişlik, iltihap veya 24 saatten uzun süren baş dönmesi gibi şikayetlerde sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ekledi.

KAN BAĞIŞININ FAYDALARI

Özdamar, kan bağışının hem birey hem de toplum için pek çok fayda sağladığını belirterek, şunları kaydetti:

Hayat kurtarır: Kazalar, ameliyatlar, kanser tedavileri ve doğum gibi durumlarda kan ihtiyacı için tek kaynak bağışçılar.

Psikolojik rahatlama: Bağış, bireyde aidiyet hissi ve mutluluk yaratır.

Toplumsal dayanışma: Kan bağışı kampanyaları, yardımlaşma kültürünü güçlendirir.

Sağlık yararı: Vücut, kan hücrelerini yenileyerek kan yapım sistemini aktif tutar; düzenli bağış, demir dengesini sağlayarak organ hasarını önleyebilir.

Acil durumlar için stok: Deprem, savaş veya kazalarda hazır kan stoğu hayat kurtarır.

Nadir kan grupları: Sürekli bağış, özellikle nadir kan gruplarının bulunabilirliğini artırır.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Uzmanından önemli uyarılar: Kan bağışı hayat kurtarır - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 08:29:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124819_5b8ab3ff510c204a42a88c2c4f20b5f2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124819_5b8ab3ff510c204a42a88c2c4f20b5f2.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124819_5b8ab3ff510c204a42a88c2c4f20b5f2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuklarda gastroenterit alarmı! Her iki çocuktan birinde tanı konuluyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-cocuklarda-gastroenterit-alarmi-her-iki-cocuktan-birinde-tani-konuluyor-16187.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-cocuklarda-gastroenterit-alarmi-her-iki-cocuktan-birinde-tani-konuluyor-16187.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, gastroenteritin özellikle yaz aylarında yaygınlaştığını ve küçük çocuklarda hayati risk taşıyabileceğini belirterek, ebeveynleri erken müdahale konusunda uyardıİSTANBUL (İGFA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Giray Girgin, sulu ishal, kusma, karın ağrısı ve mide bulantısı gibi şikayetlerle acil servise getirilen her iki çocuktan birine gastroenterit tanısı konulduğunu açıkladı.

Bazı bölgelerde bu oranın yüzde 60’a kadar çıkabildiğini belirten Girgin, hastalığın sadece bireysel değil, halk sağlığı açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.

YAZ AYLARINDA RİSK ARTIYOR

Gastroenterit, özellikle yaz aylarında sık görülüyor. Sıcak havanın gıdaları bozması, dışarıda tüketilen yiyecek ve içeceklerin hijyen sorunları, yüzme havuzları ve plajlardaki kirli su teması hastalığın yayılmasını tetikliyor. Dr. Girgin, 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocukların, özellikle 2 yaş altındaki bebeklerin bağışıklık sistemlerinin zayıf olması nedeniyle daha yüksek risk altında olduğunu ifade etti.

Halk arasında “mide gribi” olarak bilinen gastroenterit, grip virüsüyle değil, virüs, bakteri veya parazitlerle ortaya çıkıyor. En yaygın etken rota virüs olurken, noro virüs, adeno virüs ve astro virüs de hastalığa neden olabiliyor. Dr. Girgin, gastroenteritin hafif gibi görünse de küçük çocuklarda hızla dehidratasyona yol açabileceğini ve tedavi edilmezse böbrek fonksiyonlarında bozulma, bilinç değişikliği, hatta nadiren hayati risk oluşturabileceğini belirtti. Ebeveynlerin, “Çocuk su içiyorsa sorun yoktur” yanılgısına düşmemesi gerektiğini vurgulayan Girgin, elektrolit dengesizliklerinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.



BELİRTİLER 24 SAATTE GEÇMEZSE DOKTORA BAŞVURUN

Gastroenteritin en sık belirtileri sulu ishal, kusma, karın ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlık. İlerleyen durumlarda ağız kuruluğu, gözyaşında azalma ve cilt kuruluğu gibi dehidratasyon bulguları görülüyor. Dr. Girgin, günde 3’ten fazla sulu ishal, sık kusma, yüksek ateş, sıvı alamama, idrar yapmama veya bilinç değişikliği durumunda ebeveynlerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti.

Tanı genellikle öykü ve muayeneyle konulurken, bazı durumlarda dışkı, kan veya idrar testleri gerekebiliyor. Tedavide öncelik, kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konması. Hafif vakalarda ağızdan sıvı takviyesi yeterli olurken, ağır tablolarda hastanede damar yoluyla tedavi gerekiyor. Dr. Girgin, antibiyotiklerin sadece bakteriyel vakalarda kullanıldığını ve bilinçsiz antibiyotik kullanımından kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Gastroenteritten korunmak için ise el hijyeni, sebze ve meyvelerin iyi yıkanması, temiz su tüketimi, dışarıda satılan yiyeceklerden uzak durulması ve oyuncak temizliğine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Girgin, rota virüs aşısının koruyucu etkisine de dikkat çekti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Çocuklarda gastroenterit alarmı! Her iki çocuktan birinde tanı konuluyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 08:00:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124827_94625b96eac855fcd811f4475105476f.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124827_94625b96eac855fcd811f4475105476f.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124827_94625b96eac855fcd811f4475105476f.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-16188.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-calisanlarin-ruh-sagligi-alarm-veriyor-16188.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ TELUS Health Mental Health Index raporuna göre, Asya-Pasifik ve Avrupa-Ortadoğu-Afrika bölgelerindeki çalışanlar ruh sağlığı riskleriyle karşı karşıya; gençler, hizmet sektörü çalışanları ve finansal güvencesi olmayanlar en fazla etkileniyor.İSTANBUL (İGFA) - TELUS Health’in Mental Health Index raporunun paylaşıldığı zirvede, Asya-Pasifik (APAC) ve Avrupa-Ortadoğu-Afrika (EMEA) bölgelerindeki çalışanların ruh sağlığına dair çarpıcı veriler ortaya çıktı.

Genç yetişkinler, hizmet sektörü çalışanları ve acil tasarrufu olmayan bireyler arasında ruhsal zorlanmaların hızla yükseldiği belirtildi. Çalışanların önemli bir kısmı daha öfkeli, güvensiz ve sosyal olarak izole hissettiğini ifade ederken, bu durum özellikle gençler ve finansal güvencesi düşük olanlar arasında daha belirgin.

GÜVEN EKSİKLİĞİ YALNIZLIĞI ARTIRIYOR

Zirvede, iş yerlerinde güven ilişkilerinin zayıf olmasının çalışanlarda yalnızlık ve izolasyon duygusunu artırdığı vurgulandı. Güven eksikliği, bağlılık, motivasyon ve iş memnuniyetini olumsuz etkiliyor. Singapur’da çalışanların yalnızca yüzde 45’i güvenilir iş ilişkilerine sahip olduğunu belirtirken, Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda’da bu oran yüzde 52-55 civarında seyrediyor.

RUH SAĞLIĞI VE VERİMLİLİK KAYBI

Rapor, ruh sağlığı sorunlarının iş verimliliği üzerindeki etkisine dikkat çekti. Singapur’da çalışanların yüzde 41’i, Avustralya’da ise yüzde 31’i verimlilik kaybı yaşadığını bildirdi. Kaygı tanısı alan Singapurlu çalışanlar yılda 71, Avrupalı çalışanlar ise 76 iş günü verimlilik kaybı yaşıyor. İşveren desteğinin kalitesi de bu kayıplarda belirleyici. Fiziksel refah desteği “mükemmel” olan çalışanlar yılda 43 gün kayıp yaşarken, “zayıf” destek alanlarda bu sayı 80 güne çıkıyor. Mental destek alanlarda kayıp 37 günken, destek alamayanlarda 79 güne ulaşıyor.

ZİHİNSEL DESTEK TALEBİ ARTIYOR

Singapur ve Güney Kore’de çalışanların yaklaşık yarısı, yüzde 10’luk maaş zammı yerine daha güçlü zihinsel destek altyapısını tercih edeceğini belirtti. Diğer bölgelerde bu oran yüzde 30-35 seviyesinde. Ancak zihinsel destek hizmetlerine erişimde bariyerler mevcut. Singapur’da yalnızca yüzde 13’ün Çalışan Destek Programı’na (EAP) erişimi varken, Avustralya ve Yeni Zelanda’da bu oran yüzde 50’ye yaklaşıyor. 2024’te her iki çalışandan biri tıbbi yardımı erteledi veya hiç almadı.

Zirvede, Çalışan Destek Programları’nın (EAP) çalışanların işlevselliğini ve yaşam memnuniyetini artırdığı vurgulandı.

Şirketlerin bu konuda hareketsiz kalmasının, üretkenlik, bağlılık ve memnuniyet kayıplarına yol açacağı uyarısı yapıldı. Genç iş gücünün yaşlanmasıyla risklerin derinleşeceği belirtilirken, müdahale edilmezse gelecekte yüksek maliyetlerle karşılaşılacağı ifade edildi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 07:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124840_26764f5ced49b23806fcfdb3893da1f6.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124840_26764f5ced49b23806fcfdb3893da1f6.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23062025124840_26764f5ced49b23806fcfdb3893da1f6.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sınav döneminde başarı ve sağlık için beslenme rehberi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-sinav-doneminde-basari-ve-saglik-icin-beslenme-rehberi-16164.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-sinav-doneminde-basari-ve-saglik-icin-beslenme-rehberi-16164.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Diyetisyen Burcu Üstad Arda, sınav sürecinde uygulanabilecek sağlıklı ve dengeli beslenme önerilerini paylaştı. Arda, bu dönemde vitamin ve mineral kontrolünün şart olduğunu söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Diyetisyen Burcu Üstad Arda, sınav hazırlık sürecinde sağlıklı beslenmenin önemini vurguladı.

Yoğun tempoda enerji için şekerli gıdalara yönelim artarken, dengeli beslenme zihinsel performansı destekliyor ve sağlık sorunlarını önlüyor.

Diyetisyen Arda, sınav döneminde B12, D vitamini, demir ve glikoz seviyelerinin düzenli kontrol edilmesi gerektiğini belirtti. “B12 eksikliği, hafıza ve odaklanmayı olumsuz etkiler. Hayvansal gıdalardan alınan B12, sinir sistemi için kritik” dedi.

ZİHNİ GÜÇLENDİREN BESİNLER

Avokado, ceviz, yaban mersini, koyu yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar, balık ve çiğ kuruyemişler zihinsel performansı arttırdığına dikkati çeken Diyetisyen Arda, “C vitamini yüksek kırmızı biber, turunçgiller, brokoli ve kuşburnu bağışıklığı destekler” dedi.

Arda, "Sınav stresi serotonin düşüşüne yol açarak şekerli gıdalara yönelimi artırıyor. “Muz, çilek ve kuruyemiş gibi sağlıklı seçenekler serotonin üretimini destekler, kan şekeri dalgalanmalarını önler” diye konuştu. 

KAHVALTI ATLANMAMALI

3 ana ve 2-3 ara öğün öneren Arda, "Ara öğünlerde meyve, yoğurt, kepekli sandviç gibi sağlıklı seçenekler tercih edilmeli. Haftada 2-3 kez balık, her gün 3-4 ceviz ve düzenli su tüketimi beyin sağlığı için önemli" dedi.

Akşam yemeği ile kahvaltı arasındaki uzun süre nedeniyle kahvaltının önemine dikkat çeken Burcu Üstad Arda, “Süt, yumurta, peynir, tam tahıllar ve mevsim meyveleriyle hazırlanan kahvaltı, zihinsel performansı yükseltir” diyerek sınav öncesi beslenme önerilerini şöyle sıraladı:


 Alışılmadık veya dışarıda yemeklerden kaçının.  
 Gaz yapan kurubaklagil ve lahana gibi besinleri tüketmeyin.  
 Şerbetli tatlılar yerine meyveli sütlü tatlılar tercih edin.  
 Akşam kafein alımını durdurun, tuzlu yiyecekleri sınırlayın.

 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sınav döneminde başarı ve sağlık için beslenme rehberi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 19 Jun 2025 08:09:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/19062025142335_9f50ff6486fa9e63a66a11f560161087.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/19062025142335_9f50ff6486fa9e63a66a11f560161087.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/19062025142335_9f50ff6486fa9e63a66a11f560161087.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tedbirlerin gevşetilmesi salgın hastalıkları arttırdı! Hijyeni elden bırakmamak gerek!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-tedbirlerin-gevsetilmesi-salgin-hastaliklari-arttirdi-hijyeni-elden-birakmamak-gerek-16155.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-tedbirlerin-gevsetilmesi-salgin-hastaliklari-arttirdi-hijyeni-elden-birakmamak-gerek-16155.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Son haftalarda hastanelerdeki yoğunluğa dikkat çeken uzmanlar, pandemi döneminde benimsenen korunma kurallarının gevşetilmesiyle damlacık ve solunum yolu ile bulaşan hastalıkların daha hızlı yayıldığını söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son dönemde artan salgın hastalıklar hakkında bilgi verdi ve koruyucu önlemleri hatırlattı. Mamçu, soğuk algınlığı ve grip gibi belirtileri olanlardan toplu alanlarda maske kullanmalarını istedi.

Toplu taşıma araçlarında maske kullanımının, özellikle solunum yolu ile bulaşan virüslerinin yayılmasını önlemek için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Toplu taşımalarda sosyal mesafenin korunması zor olduğundan, maske takmak ek bir koruma sağlar. Soğuk algınlığı veya grip belirtileri olan kişilerin maske takması, konuşma, öksürük, hapşırık esnasında ağız ve burundan çıkan virüs parçacıklarının maskede tutulmasını sağlayarak başkalarına bulaşmayı engeller.” dedi.

COVID-19 pandemisi süresince maske kullanımı yaygınlaşmış olsa da, tedbirlerin gevşetilmesi ve maske kullanımının bırakılmasının damlacık ve solunum yolu ile bulaşan hastalıkların yayılmasını arttırdığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, el hijyeni konusunda en sık yapılan hatalara değindi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Enfeksiyonları önlemede en fazla etkinliği kanıtlanan yöntem el yıkamadır. Etkili bir el hijyeni ancak doğru bir el yıkama ile sağlanır.&nbsp; Bu konudaki tüm bilgilendirmelere ve&nbsp; ayrıca su-sabun- kağıt havlu gibi olanaklara çoğu yerde sahip olmamıza rağmen ne yazık ki hala el yıkamada bazı yaygın hatalar yapılıyor. Eller genellikle yetersiz süre yıkanıyor. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve su ile yıkanmalı. Sabun kullanılmıyor. Ellerin bütün yüzeyleri yıkanmıyor. Avuç içleri, parmak araları ve bilekler iyice ovulmalı. El yıkama öncesinde yüzük, saat gibi aksesuarlar çıkarılmalı. Özellikle tuvalet sonrası, yemek hazırlamadan önce, yemek yemeye başlamadan önce veya dışarıdan geldikten sonra eller yıkanmalı. El yıkamanın yapılamadığı yerlerde, acil durumlarda, alkol bazlı el dezenfektanı ile el ovalama yapılabilir. Ancak sonrasında mutlaka eller usulüne uygun şekilde yıkanmalı.” diye konuştu.



KAPALI ORTAMLAR SAAT BAŞI HAVALANDIRILMALI, YÜZEYLER DEZENFEKTE EDİLMELİ…

Bulunulan ortamın kalabalık ve havasız olmasının, hasta kişilerin konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla ortam havasına saldığı enfeksiyon etkenlerinin bulaşma olasılığını arttırdığına vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ev, iş yeri gibi kapalı ortamlar mevcut insan sayısı ile orantılı olarak sık sık havalandırılmalı. Saat başı beş dakika havalandırma yeterli.” dedi.

Hastalık etkeni olan mikroorganizmaların, öksürme, hapşırma, konuşma sırasında havaya karışabildiğini ve oradan da ortamdaki yüzeylere bulaşabildiğini yineleyen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ayrıca tuvalet sonrası iyi yıkanmayan veya kirli yüzeylere temas eden eller yoluyla da bakteri ve virüsler yüzeylere bulaşıp burada uzun süre canlılıklarını koruyabiliyorlar. Bulaşıcı hastalıklar bunların deri, burun veya ağız yoluyla vücuda girmesiyle oluşuyor. Kapı kolu, musluklar, elektrik düğmeleri gibi birçok kişinin temas edebildiği yüzeylerin yanında masa gibi yüzeylerin de temiz ve dezenfekte edilmiş olması bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için son derece önemli.” uyarısında bulundu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Tedbirlerin gevşetilmesi salgın hastalıkları arttırdı! Hijyeni elden bırakmamak gerek! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 24 Jan 2025 10:03:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/24012025131142_dd1dad6854079199645e6ed359bbfa37.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/24012025131142_dd1dad6854079199645e6ed359bbfa37.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/24012025131142_dd1dad6854079199645e6ed359bbfa37.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Depresyon vakaları endişe verici şekilde artıyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-depresyon-vakalari-endise-verici-sekilde-artiyor-16138.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-depresyon-vakalari-endise-verici-sekilde-artiyor-16138.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Depresyon, bireylerin kendini psikolojik olarak iyi hissetmediği, çok uzun süreler devam edebilen ve günlük hayatı etkileyen ruhsal bir bozukluktur. Bu psikolojik rahatsızlığın birey üzerine bıraktığı etkileri ve tedavi sürecini Dr. Öğr. Üyesi Davut Genç önemli yerlere değinerek detaylandırdı.İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Depresyonun belirtileri çok çeşitlidir ve her kişide farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Sürekli bir üzüntü, boşluk ya da umutsuzluk hissi en belirgin belirtilerden biridir. Bu duyguların yanında, bireyin daha önce keyif aldığı aktivitelere karşı ilgisini kaybetmesi de yaygındır. Fiziksel belirtiler arasında enerji eksikliği, sürekli yorgunluk, uyku düzeninde bozulmalar (uykusuzluk veya aşırı uyuma), iştah değişiklikleri (aşırı yeme veya iştahsızlık) ve buna bağlı olarak kilo değişiklikleri bulunur. Ayrıca, baş ağrıları ve sindirim sorunları gibi açıklanamayan fiziksel şikayetler de depresyon belirtileri arasında yer alabilir. Zihinsel belirtiler de oldukça önemlidir; kişi konsantrasyon zorluğu, karar verme güçlüğü, geleceğe dair karamsarlık ve umutsuzluk hissedebilir. En ciddi belirtilerden biri ise ölüm ya da intihar düşünceleridir. Bu tür düşünceler, depresyonun ciddiyetini ve aciliyetini gösterir ve mutlaka dikkate alınmalıdır.

‘Ailede Depresyon Görülmesi Bireyi Daha Da Etkilemekte’

Depresyonun tek bir nedeni yoktur ve genellikle birden fazla faktörün birleşimi sonucunda ortaya çıkar. Biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimi, depresyonun oluşumunda önemli rol oynar. Genetik yatkınlık, depresyonun biyolojik nedenleri arasında sayılır; ailesinde depresyon öyküsü olan bireylerde bu rahatsızlığın görülme riski daha yüksektir. Beyindeki kimyasal dengesizlikler (serotonin, norepinefrin ve dopamin) de depresyon riskini artırabilir. Psikolojik ve sosyal etkenler de depresyonun nedenleri arasında önemli yer tutar. Travmatik yaşam olayları, sevilen birinin kaybı, iş kaybı, ekonomik zorluklar veya ciddi hastalıklar gibi durumlar depresyon riskini artırabilir. Çocuklukta yaşanan travmalar ve kötüye kullanım da depresyonun gelişiminde rol oynayabilir. Sosyal izolasyon ve yalnızlık bu durumu daha da kötüleştirebilir. Ayrıca, sürekli olumsuz düşünceler ve düşük özgüven, depresyonun ortaya çıkmasını tetikleyebilir.

‘Tedavisi Kişiye Özel Olmalı’

Depresyon tedavisinde erken müdahale ve kişiye özel tedavi planları oldukça önemlidir. Psikoterapi, depresyon tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Antidepresanlar, depresyon tedavisinde sıkça kullanılan bir başka yöntemdir. Beyindeki kimyasal dengesizlikleri düzeltmeye yardımcı olan bu ilaçlar, genellikle birkaç hafta içinde etkilerini göstermeye başlar. Ancak, antidepresanlarla ilgili toplumda yaygın bazı önyargılar bulunmaktadır. Örneğin, birçok kişi antidepresanların bağımlılık yapıcı olduğunu düşünür. Oysa ki, antidepresanlar, doğru kullanıldığında bağımlılık yapmazlar. Bir başka önyargı ise antidepresanların kişiliği değiştirdiği yönündedir. Gerçekte, antidepresanlar depresyon belirtilerini hafifletmeye yardımcı olur ve kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, kişiliğini değiştirmezler. Bazı kişiler de antidepresanların etkisiz olduğunu ya da sadece bir "plasebo" etkisi yarattığını düşünür. Ancak, birçok bilimsel araştırma, antidepresanların depresyon tedavisinde etkili olduğunu kanıtlamıştır. Bu ilaçlar, depresyonun biyokimyasal bileşenlerini hedef alarak, kişinin günlük işlevlerini geri kazanmasına yardımcı olabilir.

Meditasyon, Yoga Ve Nefes Egzersizleri Depresyona İyi Geliyor

Yaşam tarzı değişiklikleri de depresyon belirtilerini hafifletebilir. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve yeterli uyku, depresyonun etkilerini azaltmada önemli rol oynar. Alkol ve madde kullanımından kaçınmak da tedavi sürecini destekler. Stresi azaltma teknikleri arasında meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri sayılabilir.&nbsp;



‘Profesyonel Yardım En Önemli İlk Adım’

Depresyon belirtileri gösteren kişilerin bir sağlık profesyoneline başvurmaları önemlidir. Erken teşhis ve tedavi, depresyonun etkilerini minimize edebilir ve kişinin yaşam kalitesini artırabilir. Destek aramaktan çekinmeyin; depresyon tedavi edilebilir bir durumdur ve profesyonel yardım almak bu sürecin en önemli adımıdır. Unutmayın, yalnız değilsiniz ve yardım istemek güçsüzlük değil, aksine önemli bir adımdır. Kendi sağlığınıza ve iyiliğinize değer verin; gerekli desteği arayarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşabilirsiniz.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Depresyon vakaları endişe verici şekilde artıyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 19 Jan 2025 13:53:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/20012025102059_45d6f29126fe5dab6ad39ebc5a409b63.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/20012025102059_45d6f29126fe5dab6ad39ebc5a409b63.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/20012025102059_45d6f29126fe5dab6ad39ebc5a409b63.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Diş tedavisi uyutarak güvenli mi?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-dis-tedavisi-uyutarak-guvenli-mi-16134.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-dis-tedavisi-uyutarak-guvenli-mi-16134.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, diş tedavilerinde sedasyon ve genel anestezi uygulamalarının çocuklarda korku ve kaygıyı nasıl önlediğini anlattı.İSTANBUL (İGFA) -&nbsp; Diş hekimi fobisi, özellikle çocuklarda ciddi kaygılara neden olabilen yaygın bir durum olarak ortaya çıkıyor.

&nbsp;
Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, korkunun etkili bir şekilde yönetilmesi için sedasyon ve genel anestezi yöntemlerinin güvenle kullanılabileceğini belirtiyor.


“Sedasyon, kısa sürecek tedavilerde sürecin rahat tamamlanması için kullanılan kontrollü bir uyku halidir. Genel anestezi ise daha uzun ve kapsamlı tedaviler için uygulanan bir yöntemdir. Her iki yöntemde de hasta işlem sırasında herhangi bir şey hissetmez ve tedavi sonrası bir şey hatırlamaz,” diyen Dt. Demir, uyutularak yapılan diş tedavilerinin doğru ellerde güvenli olduğunu vurguladı.

Uyutularak yapılan diş tedavilerinde, güvenli bir sürecin temel şartının doğru değerlendirme olduğunu belirten Dt. Demir, "Çocuğun genel sağlık durumu ve tıbbi geçmişi mutlaka incelenmelidir. Özellikle kalp hastalığı, kanama bozukluğu gibi durumlar için ilgili doktorlardan konsültasyon alınmalıdır. Tedavi, mutlaka ameliyathane ortamında ve bir anestezi uzmanının gözetiminde gerçekleştirilmelidir. Ağız hijyeni alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılmasının önemini vurgulayan Dt. Demir, “Ebeveynlerin düzenli diş kontrollerini aksatmaması ve çocukların diş hekimiyle pozitif bir bağ kurmasını sağlaması, ileride oluşabilecek diş hekimi fobisinin önüne geçecektir” diye konuştu.

Bazı özel durumlarda, özellikle ileri düzey kalp hastalığı olan çocuklarda, genel anestezi yüksek risk taşıyabilir. Bu tür durumlarda ağız hijyenine özen gösterilerek, tedavilerin erken dönemde ve kısa süreli seanslarla planlanması gerektiğini belirten Dt. Demir, “Risk faktörlerini minimize etmek için multidisipliner bir yaklaşımla hareket etmek şarttır” ifadelerini kullandı.

Uyutarak yapılan diş tedavileri, özellikle diş hekimi korkusu olan çocukların gelecekte ağız ve diş sağlığını koruyabilmesi için güçlü bir adım olduğunu ifade eden Dt. Demir, ebeveynlere ise, “Doğru yöntemler ve uzman bir ekip ile çocuklarınızın diş tedavisini korkusuz ve güvenli bir şekilde tamamlamanız mümkün.” mesajını verdi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Diş tedavisi uyutarak güvenli mi? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 17 Jan 2025 15:16:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/18012025130127_14101bc42305eac57b4697f9711e8579.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/18012025130127_14101bc42305eac57b4697f9711e8579.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/18012025130127_14101bc42305eac57b4697f9711e8579.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tiroid hastalıkları riski kadınlarda 10 kat daha fazla]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-tiroid-hastaliklari-riski-kadinlarda-10-kat-daha-fazla-16128.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-tiroid-hastaliklari-riski-kadinlarda-10-kat-daha-fazla-16128.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tiroid hastalıklarının kadınları 5-10 kat daha fazla etkilediğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid hastalıklarının çoğunda genetik faktörlerin etkisi güçlü olmamakla beraber bu rahatsızlıklara sahip aile fertleri bulunanlarda, 40 yaş üstü kişilerde ve bağışıklık sistemi hastalıkları olanlarda diğer kişilere göre tiroid kaynaklı sağlık problemleri daha sık görülüyor” dedi.İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Tiroid hastalığının türüne göre belirtilerin de farklılaştığını söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tiroid bezinin fazla çalışması; çarpıntı, aşırı terleme, sıcak basması, anksiyete, uyku sorunları, titreme, adet düzensizlikleri ve hızlı bağırsak hareketleri yani ishale yol açabiliyor. Buna karşın bu bezin daha az çalışması ise kilo artışı, halsizlik, depresyon, cilt kuruluğu, kabızlık ve ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Tiroid bezinin iltihaplanması boyun ağrısı veya boyun hassasiyetine yol açarken, nodül veya guatr varlığında ise boyunda şişlik, nefes darlığı, yutma güçlüğü, ses değişimi ve ağrı görülebiliyor” diye konuştu.

Tiroid bezi rahatsızlıklarının büyük bir bölümünde cerrahiye ihtiyaç duyulmadığını paylaşan Prof. Dr. Emre, “Ancak biyopsi ile kanıtlanmış tiroid kanseri varlığı veya şüphesi durumunda tiroid bezinin tamamı veya bir kısmı alınır. Kanser dışında büyük ve semptomatik guatrlarda, Graves hastalığı veya toksik nodüler hastalık gibi hipertiroidi yaratan durumlarda da cerrahiye başvurulabilir. Cerrahi tedavinin boyutu; tiroid bezi hastalığının ne olduğuna, tipine ve yaygınlığına göre değişkenlik gösterebilir” dedi.

GEÇİCİ SES KISIKLIĞI 6 AY SÜREBİLİR

Tiroid cerrahisi sonrasında geçici ses kısıklığının yüzde 1-10, kalıcı ses kısıklığının ise yüzde 1 civarında görülüğünü paylaşan Prof. Dr. Ali Uğur Emre, “Tecrübeli bir cerrah ve kullanılan sinir mönitörizasyon sistemleri, cerrahi sırasında ses kısıklığına yol açacak sinir hasarı riskini azaltmada etkili faktörlerdir. Tabii daha önce tiroid ameliyatı olmuş hastalara ilk operasyondan sonra tekrar cerrahi yapılması durumunda ses kısıklığı ihtimalinin daha yüksek olduğu bilinmeli. Bunun dışında cerrahiden sonra oluşan ve kalsiyum düşüklüğüne bağlı çoğu şikâyet normale döner ancak bazı durumlarda kalsiyum içeren ilaçlar ve aktif D vitamini ile takviye gerekebilir” diye konuştu.

Tiroid ameliyatı esnasında ve sonrasında meydana gelebilecek en önemli komplikasyonların kanama, ses kısıklığı ve kalsiyum düşüklüğü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Emre, “Kalsiyum düşüklüğü, vücuttaki kalsiyum seviyelerini kontrol eden paratiroid bezlerin cerrahi sırasında etkilenmesinden dolayı ortaya çıkabilir. Tiroid bezinin yakınında bulunan sinirlerin zarar görmesi de geçici veya kalıcı ses kısıklığına neden olabilir ancak bu durum 6 ay içinde normale dönebilir” dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Tiroid hastalıkları riski kadınlarda 10 kat daha fazla - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 16 Jan 2025 10:58:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/16012025163640_745694aaf0a05d8769c90e939c995fd9.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/16012025163640_745694aaf0a05d8769c90e939c995fd9.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/16012025163640_745694aaf0a05d8769c90e939c995fd9.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[67 yaşındaki kalp hastası robotik cerrahi ile hayata tutundu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-67-yasindaki-kalp-hastasi-robotik-cerrahi-ile-hayata-tutundu-16123.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-67-yasindaki-kalp-hastasi-robotik-cerrahi-ile-hayata-tutundu-16123.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği Minimal İnvaziv Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Serkan Durdu, 67 yaşında genetik kaynaklı bir kalp hastalığı olan Hipertrofik Obstürktif Kardiyomiyopati (HOKM) teşhisi ile robotik cerrahi yöntemiyle başarılı bir şekilde ameliyat edildiğini açıkladı.İSTANBUL (İGFA) - Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği Minimal İnvaziv Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Serkan Durdu, 67 yaşında genetik kaynaklı bir kalp hastalığı olan Hipertrofik Obstürktif Kardiyomiyopati (HOKM) teşhisi ile robotik cerrahi yöntemiyle başarılı bir şekilde ameliyatın genetik kalp hastalıklarının tedavisinde yeni bir dönemi temsil ettiğini söyledi.

Prof. Dr. Serkan Durdu, robotik cerrahinin genetik kalp hastalıklarının tedavisinde sunduğu avantajlara dikkat çekerek, "Robotik cerrahi, geleneksel açık kalp ameliyatlarına göre çok daha hassas ve güvenli bir çözüm sunuyor. Yüksek çözünürlüklü 3D görüntüleme ve hassas robotik kollar sayesinde, kalp kasındaki anormal kalınlaşmayı milimetrik bir hassasiyetle giderebiliyoruz. Bu yöntemle komplikasyon riski minimuma iniyor ve hastalarımız çok daha hızlı iyileşiyor." dedi.



Robotik cerrahinin minimal invaziv bir yöntem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Durdu, bu sayede hastaların ameliyat sonrası ağrılarının azaldığını, hastanede kalış sürelerinin kısaldığını ve günlük yaşantılarına daha hızlı dönebildiklerini belirtti.

Genetik kalp hastalıklarının toplumda yüzde 1 oranında görüldüğünü ve birçok vakanın teşhis edilmeden "sessiz" bir şekilde ilerlediğini belirten Prof. Dr. Durdu, "Hipertrofik Obstürktif Kardiyomiyopati gibi genetik kalp hastalıkları, tedavi edilmediğinde hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde bozabilir ve ani ölüm riski oluşturabilir. Robotik cerrahi sayesinde, bu tür hastalıkların tedavisinde çok daha başarılı sonuçlar alabiliyoruz." diye konuştu.&nbsp;

Prof. Dr. Durdu, bu yöntemin hem hastalar hem de cerrahlar için birçok avantaj sunduğunu belirterek, "Bu teknoloji, cerrahların işini kolaylaştırırken, hastalar için de yaşam kalitesini artıran bir umut kaynağı oluyor." dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[67 yaşındaki kalp hastası robotik cerrahi ile hayata tutundu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 14 Jan 2025 09:04:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/14012025130615_c094f9202a20732dbecaa89f36d5a276.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/14012025130615_c094f9202a20732dbecaa89f36d5a276.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/14012025130615_c094f9202a20732dbecaa89f36d5a276.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tuvalette telefon alışkanlığı hemoroid sebebi!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-tuvalette-telefon-aliskanligi-hemoroid-sebebi-16119.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-tuvalette-telefon-aliskanligi-hemoroid-sebebi-16119.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Dünyada en sık rastlanılan hastalıklardan biri olan hemoroid hastalığı, her dört kişiden birini etkiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, hastalıkla özellikle günümüzde, tuvalete telefonla gitme alışkanlığı nedeniyle dışkılamaya konsantre olmayanlarda daha sık karşılaşıldığını söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Toplumda sanılanın aksine hemoroid bir hastalık değil herkeste bulunan anatomik bir yapı. Bu yapının iltihaplanması sonucu hemoroid şikayetlerinin oluştuğunu açıklayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Hemoroid dokusu, anüsün tam kapanmasını sağlayarak istemsiz gaz ve dışkı kaçışını önlemeye yardımcı olur. Bu damarsal yapıların şişerek sarkması ise hemoridal hastalıkları oluşturur. Halk arasında bu hastalıklara kısaca hemoroid ya da basur deniyor” dedi.

HEMOROİD BELİRTİLERİ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ

Rektal kanama, ağrı veya dışarıya sarkan doku gibi semptomların varlığında vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Vafi Atalay, “Makattan gelen her kanamanın kaynağı hemoroid olmayabilir. Bu hastalık toplumda yaygın olarak bilindiği için çoğu kişi kanamanın nedeninin bu olduğunu düşünür ve doktora başvurmaya gerek duymaz. Kanamanın tümör veya başka bir bağırsak hastalığının da sinyali olabileceği unutulmamalı ve ciddiye alınmalı” dedi.

Uzun süre hemoroid tedavisi alan genç hastalarda da tümör ile karşılaşabildiklerini ekleyen Prof. Dr. Vafi Atalay, “Kolorektal kanser dünyada en sık rastlanan türlerden biri, görülme sıklığı yükselirken rastlanma yaşı gittikçe düşüyor. Bu yüzden rektal kanama varsa mutlaka kolonoskopi yaptırılmalı” uyarısında bulundu.



HAMİLELİK SÜRECİNDE RİSK ARTIYOR

Hamilelik sırasında hormonal değişikliklerin kabızlığı arttırdığını ve basınç artışına bağlı olarak da hemoroide sık rastlandığını hatırlatan Prof. Dr. Atalay, “Doğum sırasında aşırı ıkınma ile hemoroid daha çok büyür ve emzirme dönemde şikâyet yaratmaya devam eder. Ancak hamilelik sırasında bebeğe etkileri açısından hemoroid ilaçları kullanılmaz, doğum sancılarını erkenden başlatabileceği için sıcak su banyosu da önerilmez. Bu sebeple hamilelik ve emzirme sürecinde hemoroidal hastalıklar konusunda yaşam tarzı ve beslenme dışında bir tedavi yöntemi tavsiye edilmez. Hastanın şikayetleri doğumdan sonra da devam ederse, hemoroid ameliyatı en az 6 ay sonra yapılabilir” şeklinde konuştu.

YAŞAM ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞTİRİLMELİ

Kabızlığa meyilli kişilerin özellikle dikkat edebileceği bazı noktalar olduğunu paylaşan Atalay, “Tuvalete çıkmayı kolaylaştıran lif bakımından zengin meyve ve sebze ağırlıklı bir beslenme düzenini benimsemek, dışkılama esnasında uzun süre ıkınmamak ve gün içinde bol su içmek gibi basit ama etkili yaşam tarzı değişiklikleriyle hemoroidin önüne geçilebilir. İlaç tedavisinde ise hemoroid damarlarını büzüştüren ilaçlar kullanılabilir. Bu tedavi yöntemi kanamayı ve ödemi azaltabilir ancak rahatsızlığı tamamen&nbsp;yok etmez bu yüzden en etkili seçenek standart hemoroid ameliyatıdır” bilgilerini verdi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Tuvalette telefon alışkanlığı hemoroid sebebi! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 13 Jan 2025 09:33:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13012025132419_c5249f3ff93f268d4862a04795f9390c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13012025132419_c5249f3ff93f268d4862a04795f9390c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13012025132419_c5249f3ff93f268d4862a04795f9390c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Verem hastalığı halen tehdit ediyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-verem-hastaligi-halen-tehdit-ediyor-16110.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-verem-hastaligi-halen-tehdit-ediyor-16110.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tüberkülozun, genellikle akciğerleri etkileyen bulaşıcı bir hastalık olduğunu hatırlatan Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, Türkiye'de yaklaşık 15 bin vakanın bulunduğunu, bunların 2 bininin ise çocuk olduğunu söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Dünyada yaklaşık 8 milyon kişi etkileyen tüberkülozun, yılda yaklaşık 2 milyon kişinin ölümüne neden olduğuna dikkat çeken Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı&nbsp; Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Ülkemizde ise yaklaşık 15 bin civarında vaka bulunuyor. Bunların da yaklaşık 2 bin kadarını çocuklar oluşturuyor.” dedi.

Verem hastalığı ve belirtileri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Aytaç Atamer,&nbsp; veremin, diğer adıyla tüberkülozun ‘Mycobacterium tuberculosis’ adı verilen bir bakterinin neden olduğu ve genellikle akciğerleri etkileyen bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olduğunu anımsatarak, “Solunum yoluyla hasta bireylerin öksürme, hapşırma veya konuşma sırasında yaydığı damlacıklara bulaşır. Bu nedenle verem hastalığı özellikle sosyoekonomik düzeyi düşük olan kişilerde daha sık görülür ve ekonomik şartlarla beraber verem sıklığı da artar.” dedi.

Verem hastalığının klinik bulgularından bahseden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Halsizlik, yorgunluk, terlemeler, özellikle iki haftayı aşan süredeki öksürük şikayetleri, bazen kanlı öksürük ve balgam gibi şikayetleri olan kişilerde akla ilk olarak verem gelir. Özellikle geri kalmış ülkelerde ve göçmenlerin olduğu yerlerde daha fazla tüberküloz vakasına rastlanır. Bu nedenle uzun süren, iki haftayı geçen öksürüğü olanların, öksürükte kan tükürenlerin, göğüs ağrısı olanların, yüksek ateş, titreme ve terlemesi olan kişilerin, gece terlemeleri, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, ses kısıklığı ve lenf bezlerinde şişkinlik olan kişilerin tüberküloz yönünden araştırılması gerekir.” diye konuştu.

Tüberkülozu önlemek için ise BCG aşısı uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşının yaklaşık yüzde 80 koruyuculuğu olduğunu belirterek, "Yaklaşık olarak iki ayını doldurmuş olan bebeklere BCG aşısı yapılması gerekir.” dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Verem hastalığı halen tehdit ediyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 12 Jan 2025 15:23:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13012025095713_55e039891c9c237788dd57b1c986f11f.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13012025095713_55e039891c9c237788dd57b1c986f11f.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13012025095713_55e039891c9c237788dd57b1c986f11f.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ambulanslara zapturapt! Ambulans hizmetlerinde yeni dönem]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-ambulanslara-zapturapt-ambulans-hizmetlerinde-yeni-donem-16101.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-ambulanslara-zapturapt-ambulans-hizmetlerinde-yeni-donem-16101.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ambulans hizmetlerinde yeni dönem başlıyor. Artık teknoloji ve yapay zeka daha ön planda olacak. Ambulansların üzerinde yer alacak yazı ve işaretlerin de çerçevesinin çizildiği yeni yönetmelikle, hasta nakil ambulanslarının rengi ise gri olarak belirlendi.ANKARA (İGFA) - Sağlık Bakanlığı'nın Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı.

Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sağlık kuruluşları dışındaki gerçek ve tüzel kişiler ambulans işletemeyecek. Ambulans işletmeye yetkili olanlar dışındakilerce ambulans satın alınamayacak ancak kamu kurum ve kuruluşlarına hibe etmek amacıyla yapılacak satın alımlarda bu hüküm uygulanmayacak.

Ambulans servisleri, uygunluk belgesi almadan ve asgari sayıda yeterlilik belgesini tamamlamadan faaliyete geçemeyecek, ambulanslar bu belge olmadan faaliyet gösteremeyecek. Ambulans servisi, ambulanslar ve sağlık hizmeti sunulan alanlarda bulunması zorunlu sağlık personeli yerine stajyer öğrenci çalıştırılamayacak.

Yeni dönemde denetimler artarken, araç takip sistemi artık zorunlu hale getirilecek.

Ambulansların üzerinde yer alacak yazı ve işaretlerde yeni yönetmelikle yeniden çerçeve altına alındı.




















Bu gönderiyi Instagram'da gör


































Sağlığın Geliştirilmesi (@sbsggm)'in paylaştığı bir gönderi




HASTA NAKİLİN RENGİ GRİ OLACAK

&nbsp;Hasta nakil ambulanslarının rengi de gri olarak belirlendi.

Araçların üzerinde yer alan “Hasta Nakil Ambulansı” yerine “Hasta Nakil” ibaresi yer alacak.

Hasta nakil ambulanslarında bulunan ışıklı ve sesli uyarı sistemlerinden ışık tertibatı çıkarıldı.

Acil tıbbi müdahale gerektiren durumlarda dörtlü flaşörler yakılacak.

Söz konusu yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için tıklayabilirsiniz
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Ambulanslara zapturapt! Ambulans hizmetlerinde yeni dönem - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 08 Jan 2025 07:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112905_f148706f9681fdf1b04a244dd16af076.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112905_f148706f9681fdf1b04a244dd16af076.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112905_f148706f9681fdf1b04a244dd16af076.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Soğuk hava tansiyonu yükseltiyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-soguk-hava-tansiyonu-yukseltiyor-16102.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-soguk-hava-tansiyonu-yukseltiyor-16102.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Soğuk günler geldi. Peki, soğuk hava kan basıncını etkiler mi? Hipertansiyon ve kalp alanında çalışan Dr.Şekip Altunkan, soğuk havaların tansiyonu yükselttiğini söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Dünyada yaklaşık bir milyar üç yüz milyon civarında hipertansiyon hastası vardır. Hipertansiyon yani yüksek tansiyon, yaşamsal risklerin başında gelmektedir. Yüksek tansiyonda ilaç tedavisi yanında yaşam şeklinde olumlu değişiklikler yapmak önemlidir.

Dr.Şekip Altunkan’ın belirttiğine göre, yapılan birçok çalışmada mevsimsel değişikliklerin kan basıncını etkilediği belirlendi.

Yaz aylarında kan basıncı düşer, kış aylarında, özellikle soğuk günlerde yükseldiğine vurgu yapqan Dr. Altunkan, "Bu yükselme hipertansiyon hastalarında da görülen bir değişikliktir. Kış aylarında hipertansiyon ve komplikasyonları nedeniyle doktora ve hastaneye başvuran hastaların sayısında artış görüldüğü belirlenmiştir" dedi.

PEKİ, SOĞUK HAVA TANSİYONU NASIL ETKİLER?

Dr.Şekip Altunkan, yüksek tansiyonu olan kişilerin soğuk havalarda daha dikkatli olmaları, ilaçlarını kullanmaları, soğuk havadan korunma tedbirlerini almaları ve doktor takibini ihmal etmemeleri gerektiğine dikkati çekti.



Aynı tavsiyeler kalp ve damar hastalığı olanlar için de geçerli olduğunu ifade eden Dr.Şekip Altunkan soğuğun tansiyonu nasıl yükselttiğini aşağıda maddeler halinde açıkladı:

• Soğukta kan basıncını yükselten en önemli faktör, damarların büzülmesidir. Damarların büzülmesi sonucunda damar direnci artar ve kan basıncı yükselir. Damar büzülmesine neden olan birçok hormonal faktör vardır. Sıcak ise damarların gevşemesine neden olarak tansiyonu düşürür.

• Soğuk sadece tansiyonu yükseltmez, kolesterol yükselmesine de neden olur. Kolesterol yükselmesiyle tansiyon yükselmesi arasında ilişki olduğuna dair çalışmalar vardır.&nbsp; &nbsp;

• Kış aylarında insanlarda hareketsiz kalma alışkanlığı fazladır. Yani soğuk hava insanların kapalı yerlerde kalmasına ve fiziksel aktiviteden kaçınmalarına neden olur. Kilo alma ihtimali artar. Bilindiği gibi hareketsiz yaşam ve kilo alma hipertansiyonda önemli risk faktörleri arasında sayılmaktadır. &nbsp;

• Kış aylarında hava kirliliği de artar. Hava kirliliğinin hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarında önemli bir risk faktörü olduğu birçok çalışmayla gösterilmiştir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Soğuk hava tansiyonu yükseltiyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 08 Jan 2025 06:28:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112917_62f3b2df1b9a768149e7ef34dedeac3c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112917_62f3b2df1b9a768149e7ef34dedeac3c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112917_62f3b2df1b9a768149e7ef34dedeac3c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Doktorundan uyarı: Yılda 1 kez Check-Up yaptırın]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-doktorundan-uyari-yilda-1-kez-check-up-yaptirin-16104.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-doktorundan-uyari-yilda-1-kez-check-up-yaptirin-16104.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Check-Up düzenli olarak yaptırılması gereken sağlık kontrolleridir ve erken teşhis için önemli bir unsurdur. Potansiyel sağlık sorunlarını erken aşamada tespit etmeye yardımcı olan Check-Up, tedavinin daha etkili olmasına ve hastalıkların ilerlemesini engeller. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Check-Up bölümünden Dr. Birol Sarkut Check-Up yaptırmanın önemiyle ilgili noktalara değindi.İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Check-Up genel anlamıyla genel bir sağlık taramasıdır. Herhangi bir sağlık probleminiz olmasada yaş grubunuza göre belirli aralıklarla Check-Up yaptırmalısınız. Çünkü Check-Up’ın amacı; hastalıkları belirti vermeden erken aşamada teşhis etmek ve önlemektir. Check-Up vücudun genel durumunu görmemizi sağlar ve böylece risk faktörlerini azaltmamıza ve engellememize olanak sağlar.&nbsp;

Check-Up paketleri, kişinin yaşına ve cinsiyetine uygun tanı testlerini içerir. Bu paketler içerisinde kan tahlili, röntgen taraması, laboratuvar testleri, ultrason görüntüleme gibi işlemler bulunur.

Check-up yaptırmanın belirli bir yaşı var mıdır? &nbsp;Ne kadar sıklıkla Check-Up yaptırmalıyız?

Check-Up için bir yaş sınırı yoktur. 24 aylıktan sonra 7 yaşına kadar her yıl 1 defa Check-Up yaptırılmalıdır. Daha sonra 40 yaşına kadar her 2 yılda bir defa Check-Up yaptırılması uygundur. Diyabet gibi kronik rahatsızlara sahip ya da aşırı kilolu bireylerin 30 yaşından sonra düzenli olarak her yıl Check-Up yaptırması önerilir. 40 yaşından itibaren her yıl düzenli genel Check-Up yaptırmanız ileride yaşayabileceğiniz sağlık sorunlarını önlemede faydalı olacaktır.

Önemsiz olduğunu düşündüğünüz bir belirti bile çok önemli bir hastalığın habercisi olabilir. Sizlerin de bildiği gibi pek çok hastalık erken dönemde fark edilirse, uygulanacak tedavinin başarısı da o kadar fazla olmaktadır. Bu sebeple kendinizi ihmal etmeyin, yılda bir kez yaptıracağınız Check-Up ile sağlığınızdan emin olun.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Doktorundan uyarı: Yılda 1 kez Check-Up yaptırın - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 07 Jan 2025 13:50:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112947_32ff0f483f8e6ea5f949f760e94f07bb.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112947_32ff0f483f8e6ea5f949f760e94f07bb.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/08012025112947_32ff0f483f8e6ea5f949f760e94f07bb.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzmanlar öfke için 'itfaiyeci modelini' öneriyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-uzmanlar-ofke-icin-itfaiyeci-modelini-oneriyor-16091.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-uzmanlar-ofke-icin-itfaiyeci-modelini-oneriyor-16091.html</link>
                    <description><![CDATA[a]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, öfke kontrolü konusunu değerlendirdi. Öfkede kişinin önce hissettiğini, ardından tepki verdiğini ve son olarak düşünmeye geçtiğini anlatan Tarhan, soğuk kanlı kalınması gerektiğini hatırlattı. Tarhan, öfke ile mücadelede itfaiyeci modelini önerdi.

İSTANBUL (İGFA) -&nbsp;Öfkenin, insani bir duygu olduğunu ve herkeste görülmesinin de beklendiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuklarda bile öfke doğal bir şekilde ortaya çıkar. Öfke genellikle kişinin kendini savunma ihtiyacı hissettiği, tehdit altında olduğu, korku yaşadığı veya güvende hissetmediği durumlarda oluşur. Bu süreçte kişi bir his yaşar, ardından bu hisse bir tepki verir ve en son düşünme aşaması devreye girer. Genellikle önce his, ardından davranış ve son olarak düşünme süreci işlediği için kişi hata yapabilir.” dedi.

Öfke sırasında verilen tepkiler arasında küsme, surat asma, bağırma, çağırma veya azarlama gibi davranışların yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bunlar öfkenin dışa vurum şekilleri olarak değerlendirilebilir. Öfke kontrolü eğitiminde, kişilere öfkenin doğal ve insani bir duygu olduğunu, ancak bu duyguyla nasıl başa çıkılması gerektiğini öğretmeye çalışıyoruz. Kişi engellendiğinde, psikolojik bütünlüğü tehdit altında hissettiğinde veya bazı ilkeleri ve kuralları zedelendiğinde öfke ve gerilim yaşayabilir. Bu gibi durumlarda kişinin hızlı bir şekilde analiz yapmayı öğrenmesi önemlidir. Öfke kontrolünde başarılı olmak için bu yeteneği geliştirmek gerekir.” diye konuştu.
eryaman escort
&nbsp;

YARGILANMA KORKUSU ÖFKEYİ TETİKLEYEBİLİYOR!

Öfke kontrolü sürecinde özellikle olumsuz düşünce, inanç ya da kalıp yargıları araştırdıklarını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:

“Bir kişi kendini değersiz hissedebilir. Bir olayda önemsenmediğini, reddedildiğini ya da küçümsendiğini düşünebilir. ‘Benden hoşlanılmıyor, beni aşağılıyorlar, emeğime saygı gösterilmiyor’ gibi düşünceler geliştirebilir. Bazı durumlarda ise kişi, kendi kusurlarının ortaya çıkmasını istemediği için öfke duyabilir. Yargılanma korkusu öfkeyi tetikleyebilir. ‘Hatalarım ortaya çıkacak’ kaygısıyla öfkeyle tepki veren kişiler olabilir. Ancak bu tepki çoğu zaman bilinçli olarak verilmez. Bu kişiler, saygı görmeleri gerektiğine dair güçlü bir inanca sahip olabilirler. ‘Herkesten saygı görmeliyim’ düşüncesi, her olumsuz davranışı saygısızlık olarak algılamalarına neden olabilir. Bu da kişiye özgü öfkelenme nedenleri arasında yer alır. Her bireyin öfke sebebi kendine özgüdür ve bu nedenler, kişinin geçmiş deneyimleri ve algılarıyla şekillenir.”

ÖFKE ANINDA NE YAPILMALI?

Öfkede kişinin önce hissettiğini, ardından tepki verdiğini ve son olarak düşünmeye geçtiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “ ‘ Yangın çıktığı zaman önce yangının söndürülmesi amaçlanır. Sonra soğutulur ve en son da nedenine bakılır. Öfke durumunda da itfaiyeci modeli ile yaklaşmak gerekiyor. Öfke için itfaiyeci modelini öneriyoruz. Önce söndür, sonra sebebini araştır” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişi öfkesinin farkına vardıktan sonra çözüm mümkündür. Ancak depresyon, öfkelilik şeklinde kendini gösterebiliyor. Bu, aslında öfkenin bir hastalık gibi olduğunu gösteriyor.” ifadesinde bulundu.

“ÖFKELENDİĞİMİZ HER OLAY, BİR ANLAMDA KABUK DEĞİŞTİRMEK GİBİDİR”

Erkek ve kadın beyinleri arasında duygusal tepkiler açısından farklılıklar bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir erkek üzüldüğünde bunu genellikle öfkeyle ifade ederken, kadınlar üzüntülerini daha doğrudan bir şekilde, ağlayarak dile getirir. Erkeğin öfkelenmesi, aslında incinmiş olduğunun bir işaretidir. Bu durumu, yaralanmış bir evcil hayvanın davranışına benzetebiliriz. Yaralı bir hayvan, sevmediği için değil, incinmekten korktuğu için tepki verir veya kendine yaklaşılmasını istemez. Erkeklerin öfkesini bu bağlamda anlamak ve doğru şekilde ele almak önemlidir.” ifadesinde bulundu.

Öfke ve kırılganlık gibi durumların kişinin kendini tanıması ve geliştirmesi için fırsat olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öfkelendiğimiz her olay, bir anlamda kabuk değiştirmek gibidir; bir kazanım ve değişim fırsatıdır. Bu nedenle, öfke anlarında kişilere çift yönlü bir bakış açısı geliştirmelerini öneriyoruz.” dedi.

‘KIRIK KURABİYE FENOMENİ’…

Birçok tartışma ve öfkenin, aslında yüzeyde görünen nedenlerden çok daha derin duygusal dinamiklere dayandığını da kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çift terapisinde yaşanan bir vakayı hatırlıyorum. Tartışma konusu, alışveriş merkezinde tuvalet kâğıdının 6’lı mı yoksa 8’li mi alınacağıydı. Düşünün, bu kadar basit bir konu öfkeye dönüşmüş. Psikolojide buna ‘kırık kurabiye fenomeni’ denir. Eğer insanlar zaten kavga etmeye hazır bir haldeyse, ‘Bu kurabiye niye kırık?’ diyerek bile tartışmaya başlayabilirler. Bu tür durumlarda, asıl önemli olan arka plandaki duyguyu çözebilmektir. Karşı tarafın duygularını önemsemek ve ona değer verdiğinizi hissettirmek, ilişkilerdeki gerilimleri azaltır. Yakın ilişkilerde iyi niyetli düşünceler (iyi zan) esas olmalı, kötü niyetli düşünceler (kötü zan) ise istisna olmalıdır. Bu yaklaşım özellikle dürüst ve yalan söylenmeyen ilişkilerde daha kolay uygulanabilir.” şeklinde konuştu.

TOPLUM OLARAK ÇOK ÖFKELİYİZ…

“Ne yazık ki, toplum olarak çok öfkeli bir hale geldik.” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Oysa bu sorunların çözümü oldukça basit; ancak bu konulara biraz yatırım yapmak ve zaman ayırmak gerekiyor. Kendine yatırım yapmak, mal, mülk ve paraya yatırımdan daha mı önemsiz? Kesinlikle hayır. Kendimize yaptığımız yatırım, hem bireysel hem de toplumsal olarak en değerli yatırım olacaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Uzmanlar öfke için 'itfaiyeci modelini' öneriyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 15:14:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/07012025104221_b34ff5f8766f7b81bbea5b45dcd20272.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/07012025104221_b34ff5f8766f7b81bbea5b45dcd20272.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/07012025104221_b34ff5f8766f7b81bbea5b45dcd20272.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kadınlar en çok masa başında boyun ağrısından şikayetçi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-kadinlar-en-cok-masa-basinda-boyun-agrisindan-sikayetci-16086.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-kadinlar-en-cok-masa-basinda-boyun-agrisindan-sikayetci-16086.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ofis çalışanlarında en sık görülen kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları arasında boyun, sırt, bel, omuz ve el bileği ağrılarının yer aldığını belirten uzmanlar, sağlıksız postür ve tekrarlayan hareketlerin bu sorunların temel nedenleri olduğunu kaydetti.İSTANBUL (İGFA) - Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, ofis çalışanlarının en sık karşılaştığı kas ve iskelet sistemi hastalıkları hakkında bilgi verdi.

Kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının doktora en sık başvurma nedenleri arasında yer aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Nihal Özaras, “Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ofis çalışanlarında da sıklıkla görülür. Bu rahatsızlıklar yaşam kalitesini bozar, iş yaşamında verimliliği olumsuz etkiler ve iş gücü kaybına neden olur.” dedi.

Boyun ağrıları, sırt/bel ağrıları, omuz, kol ve el bileği/el ağrılarının ofis çalışanlarında en sık görülen kas iskelet sistemi yakınmaları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nihal Özaras, “Boyun ağrıları özellikle masa başı çalışanlarda ve bilgisayar kullananlarda çok sık görülür. Kadınlarda daha sık olduğu bildirilmiştir. Masa başı çalışırken çoğu zaman sağlıklı postür kaybedilir, sırt kambur, baş önde bir duruş gelişir. Sadece bu pozisyonda çalışmanın bile yaşam kalitesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Ayrıca bu şekilde uzun süre çalışan kişilerin gelecekte ciddi problemlere maruz kalabileceği düşünülmektedir.” şeklinde konuştu.



TEKRARLAYAN HAREKETLER AĞRI OLUŞUMU İÇİN RİSK FAKTÖRÜ…

Ofis çalışanlarında görülen bir diğer rahatsızlığın da miyofasiyal ağrı sendromu olduğunu aktaran Prof. Dr. Nihal Özaras, “Aynı&nbsp; hareketlerin tekrar tekrar yapılması, aynı pozisyonda uzun süre kalınması ile gelişir. Kasların uzun süre kasılı kalması kanlanmayı bozar, buna bağlı olarak kasların içinde sert bantlar ve ağrılı tetik noktalar oluşur. Çalışırken sık sık pozisyon değiştirmek ve bazı basit egzersizleri yapmak bu hastalığın gelişimini engeller.” dedi.

Omuz bölgesindeki ağrıların da ofis çalışanlarında oldukça yaygın olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Nihal Özaras, “Ağır klasörler ve benzeri cisimleri omuz seviyesinin üstünde bir yüksekliğe kaldırmak en önemli risk faktörü olarak bildirilmiştir. Tek bir büyük yaralanmadan çok, tekrarlayan hareketlerin oluşturduğu kümülatif travmanın omuz problemlerinde önemli olduğu düşünülmektedir. Basit ergonomik düzenlemeler ile risk faktörleri ortadan kaldırılabilir.” diye konuştu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kadınlar en çok masa başında boyun ağrısından şikayetçi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 12:36:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025163233_6c1bba6465dd5436c63a2015a88999a0.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025163233_6c1bba6465dd5436c63a2015a88999a0.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025163233_6c1bba6465dd5436c63a2015a88999a0.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Obezite Tedavisinde Çığır Açan Gelişme: Medikal Yöntemlerle Yeni Dönem]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-obezite-tedavisinde-cigir-acan-gelisme-medikal-yontemlerle-yeni-donem-16081.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-obezite-tedavisinde-cigir-acan-gelisme-medikal-yontemlerle-yeni-donem-16081.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla yayılan obezitenin ülkemizdeki görülme oranı yüzde 30’lara ulaştı. Obezite tedavisi denildiğinde akla ilk gelen cerrahi müdahaleler olsa da son dönemde geliştirilen medikal tedaviler de başarılı sonuçlar veriyor. Kimi medikal tedavilerin kilo kaybını yüzde 24’e kadar çıkardığını hatta kimilerinin bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın kayıplara ulaşabildiğinin altını çizen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, öte yandan bu tedavilerin yan etkilerine dikkati çekerek “Söz konusu riskler konusunda hastaların dikkatlice bilgilendirilmesi ve tedavi sürecinin uzman bir hekim gözetiminde sürdürülmesi gerekiyor” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kalp damar hastalıkları başta olmak üzere çeşitli ciddi rahatsızlıklara neden olan, küresel sağlık sorunu obezitenin görülme sıklığı 1975’ten bu yana üç katına, Türkiye’de ise yüzde 30’lara kadar ulaşmış durumda...Yüksek kalori içeren; işlenmiş, endüstriyel gıda tüketiminin, porsiyon boyutlarının, fiziksel hareketsizliğin, psişik/fiziksel stresin artması obezite oranlarının yükselmesinde önemli rol oynarken; genetik yatkınlığın yanı sıra son yıllarda yapılan araştırmalar da obezitenin nesilden nesle aktarımına sebep olarak “Epigenetik Etki”ye işaret ediyor. Yarattığı sağlık sorunlarına ek olarak sağlık hizmeti harcamalarının da artmasına neden olan obezite, ABD verilerine göre, hekim ziyaretlerinin ve ayakta tedavi masraflarının yüzde 27’sini, yatarak tedavi masraflarının yüzde 46 ve reçeteli ilaç harcamalarının ise yüzde 80’ini oluşturuyor. Buna karşın son yıllarda obezite tedavisinde kullanılan medikal tedavi seçenekleri hızla artıyor. Bu seçeneklerin tedavi başarısını artıran etkin bir yaklaşım olduğunu söyleyen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, obezite ilaçlarından beklenenler arasında, dozla ilişkili olarak etkili kilo kaybı sağlamaları, hedeflenen kilonun sürdürülebilirliğini desteklemeleri ve uzun süreli kullanımda güvenilir olmalarının bulunduğunu belirtiyor. Aynı zamanda, bu ilaçların tolerans geliştirmemesi, kötüye kullanım veya bağımlılık riskine neden olmaması gibi özelliklerinin de oldukça önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayçiçek’e göre bu beklentiler, obezite tedavisinde hem etkinlik hem de güvenlik açısından hasta ihtiyaçlarına uygun ideal tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde kritik rol oynuyor.

Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artıran ilaçlar mevcut

Obezite tedavisindeki başarı, hastaların kilo kaybı sürecini süreklilikle destekleyen medikal yöntemlerle artırılabiliyor. Küçük oranlardaki kilo kayıplarının (yüzde 5-10) dahi metabolik sağlık üzerinde büyük fark oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Örneğin, semaglutid ve liraglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri, kilo kaybını yüzde 7 ile 17 arasında sağlarken, kan şekeri kontrolü ve kardiyovasküler sağlık üzerinde de olumlu etkiler gösteriyor. GLP-1 reseptör agonistleri, gastrointestinal sistemdeki GLP-1 reseptörlerine bağlanarak, iştahı baskılıyor, mide boşaltımını geciktiriyor ve insülin salgısını artırıyor. Dual agonist ilaçlar dediğimiz ilaçlar, GLP-1 reseptör agonistlerinin yanı sıra başka bir hedefe daha etki ediyor, genellikle GIP (gastrik inhibitör polipeptid) veya GLP-1 kombinasyonunu içeriyor. Tirzepatid bu sınıfta yer alıyor ve klinik araştırmalarda kilo kaybı oranlarını yüzde 20'ye kadar yükselttiği gözlemleniyor. Ayrıca, kardiyovasküler sağlık üzerinde de fayda sağladığı görülüyor. Çok yakın zamanda tedavi seçeneklerimiz arasına girmesini beklediğimiz Triple agonistler, GLP-1, GIP ve glucagon gibi üç reseptör üzerinde etkili olup, kilo kaybı artırıcı etkisi ile şu ana kadar ki medikal tedaviler içinde listenin en üst sırasına yer alacağa benziyor. Retatrutid, bu gruptaki yeni ilaç ve klinik denemelerde (Faz 1-2) oldukça umut verici sonuçlar ortaya koyuyor. Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artırdığı gözlemlenen bu ilaç, insülin salgısını artırarak glikoz kontrolünü desteklerken, yağ metabolizmasını da iyileştiriyor” dedi.

Hangi durumlarda GLP-1 reseptör agonistleri kullanılmamalı?

GLP-1 reseptör agonistleri, bazı durumlarda güvenli olmayabiliyor ve kullanılmaması gerekiyor. Bu durumları gebelik, pankreatit öyküsü, medüller tiroid kanseri öyküsü, kolelitiazis (safra taşı), ve ağır böbrek yetmezliği olarak sıralayan Prof. Dr. Ayçiçek, bu tür klinik tabloların, tedavi riskini artırabileceğinden, hastanın durumu dikkatlice değerlendirilerek alternatif tedavi seçeneklerinin tercih edilmesi gerektiğini kaydediyor. GLP-1 ilaçlarının diyabeti olan ve göz problemi yaşamış kişilerde dikkatle kullanılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ayçiçek sözlerine şöyle devam etti: “Kan şekerini hızlı düşürmek, gözdeki sorunları kötüleştirebilir. Bu ilaçlar tedavi için etkili olabilir ama karar verirken hem yararları hem de riskleri iyi değerlendirmek gerekir. Özetle, şu durumda ‘yavaş ve dikkatli ilerlemek’ göz sağlığını korumak için önemlidir. Semaglutid’in, gözde sinir hasarına yol açabilen Non-Arteritik Anterior Ischemic Optic Neuropathy (NAION) riskini artırdığına dair bazı yayınlar mevcut. JAMA’daki çalışmada, bu riskin yüzde 7,5 olduğu bildirilmiş olsa da verilerin güvenilirliği tartışmalı, çünkü gözlemlenen vakalar çok nadir kalıyor. Yaklaşık 16 bin hasta içinde yalnızca 20 vakadan söz ediliyorsa, bu tür nadir yan etkilerin sıklığını ve etkinliğini tam olarak bilmek oldukça zordur. Retrospektif vaka kontrol çalışmaları gibi bu tür araştırmalarda, veri güvenilirliği bazen sorunlu olabilir. Bu tür araştırmalarda, kontrol grubu seçimi ve demografik eşleştirme süreçleri, sonuçları yanıltıcı hale getirebilir. Bu bakımdan uzun dönemli kanıt düzeyi daha yüksek çalışmalara ihtiyaç olduğu aşikardır.”

Medikal tedaviler cerrahi müdahaleye yakın kilo kaybı sağlıyor

Obezite tedavisinde son yıllarda kullanılan ilaçlar, etkili kilo kaybı sağlama konusunda önemli bir rol oynuyor. Öte yandan bu ilaçların yan etkileri ile ilgili bazı kaygıları gerek doktorların gerekse hastaların dikkatle değerlendirmesi gereken bir konu olduğunu belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Bilimsel çalışmalar, yeni medikal tedavilerin, bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın düzeyde olduğuna işaret ediyor. Ancak uzun dönemde gerek bariyatrik cerrahi sonrasında gerekse de medikal tedavilerin uzun süreli kullanımı sonrasında takip ve önlem alınmaz ise mikronütrient eksiklikleri, kas kaybı, psikolojik sorunlar ve kırık riski gibi ciddi bazı yan etkiler meydana gelebiliyor. Örneğin, GLP-1 reseptör agonistlerinin yaygın yan etkileri arasında bulantı, kusma ve karın ağrısı yer alırken, nadiren iskemiye bağlı optik nöropati gibi ciddi komplikasyonlar da görülüyor” diye konuştu. 

Obezite tedavisinde, tedavi başarısını sürdürmek ve yan etkileri en aza indirmek için endokrinolog takibin de gerekli olduğunu savunan Prof. Dr. Ayçiçek, bunun nedenlerini de şöyle sıraladı: “GLP-1 reseptör agonistlerinin kullanımı sırasında doktor, tedaviye uyumu artırabilir, yan etkileri takip edebilir ve komplikasyonları önceden belirleyebilir. Uzun dönemde izlem, tedavi sürecinde oluşabilecek sağlık sorunlarına hızlı müdahale edilmesini sağlar. Sonuç olarak, bu ilaç grubunun obezite tedavisindeki etkileri oldukça umut verici olsa da bu tedavi seçenekleriyle ilgili herhangi bir yan etki riski söz konusu olduğunda, hastaların dikkatlice bilgilendirilmesi ve tedavi sürecinin uzman bir hekim gözetiminde sürdürülmesini gerekli kılıyor.”

Obeziteyi engellemek tedaviden daha avantajlı

Obeziteye ilişkin tedavi seçenekleri artıyor olsa da obezitenin önlenmesi, tedaviye kıyasla çok daha avantajlı olmayı sürdürüyor. Erken yaşlarda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının, fiziksel aktivitenin teşvik edilmesinin ve toplumda obezite farkındalığının artırılmasının hastalığın yükünü azaltmada önemli stratejiler olduğunu belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Sağlıklı gıdalara erişimin kolaylaştırılması, okul beslenme programlarının düzenlenmesi ve fiziksel aktiviteyi artırmaya yönelik şehir planlamaları gibi önlemler obeziteyi önleme çabalarının temel taşlarıdır” şeklinde konuştu. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Obezite Tedavisinde Çığır Açan Gelişme: Medikal Yöntemlerle Yeni Dönem - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 09:51:02 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140618_a5631f453c97b2849ee852653f1be7c8.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140618_a5631f453c97b2849ee852653f1be7c8.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140618_a5631f453c97b2849ee852653f1be7c8.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri Gençlerde de Artış Gösteriyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-rahim-agzi-kanseri-genclerde-de-artis-gosteriyor-16082.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-rahim-agzi-kanseri-genclerde-de-artis-gosteriyor-16082.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Rahim ağzı (serviks) kanseri, genellikle HPV (Human Papilloma Virus) adı verilen virüs nedeniyle rahim ağzındaki hücrelerin anormal şekilde çoğalması sonucu oluşuyor.

Düzenli pap smear testleri ve HPV aşıları, rahim ağzı kanseri riskini azaltmada önemli rol oynuyor. Erken teşhis önem taşıyor çünkü tedavi şansını artırabiliyor. Doç. Dr. Gökhan Demirayak “Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında “Rahim ağzı kanseri taramaları ve HPV aşılarının önemi” hakkında bilgi verdi.

Belirtiler kanserin evresi ilerledikçe ortaya çıkıyor

Rahim ağzı (serviks) kanseri gelişmemiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanser iken,gelişmiş ülkelerde tarama testleri ve aşılamalar sayesinde 3. sıraya gerilemiştir. Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde belirtiler genellikle belirgin değildir. Ancak hastalık ilerledikçe aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

• Menopoz sonrası dönemde veya cinsel ilişki sırasında görülen kanama

• Cinsel ilişki sırasında ağrı veya rahatsızlık hissi

• Pelvik bölgede sürekli veya geçici ağrı

• Kokulu, kanlı veya renkli vajinal akıntı

Rutin jinekolojik muayenelerini ve tarama testlerini yaptırmayan kadınlarda sıklıkla anormal kanama ve kötü kokulu akıntı şikayetiyle hekime başvurulmakta ve maalesef rahim ağzı kanseri ileri evrelerde saptanmaktadır. İleri evre hastalıklarda büyük cerrahiler, kemoterapi ve radyoterapi tedavileri gerekmekte ve bu süreç hastalar için çoğu zaman oldukça yıpratıcı olmaktadır. Hastalığın evresi ilerledikçe nüks riski de artmaktadır. Bu sebeple her kanser türünde olduğu tarama testleri ve erken teşhis büyük önem taşımaktadır.

Tarama testleri büyük önem taşıyor

Rahim ağzı kanseri taramasında 21 yaşından sonra ya da ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra başlamak üzere 30 yaşına kadar 3 yılda bir Pap Smear testi, 30 yaşından sonra ise 5 yılda bir Pap Smear ve yüksek riskli Human Papilloma Virus (HPV) DNA testi önerilmektedir. Bu tarama testlerinin amacı kanser öncesi lezyonlar olan CIN2 ve CIN3’ü saptamak ve kansere dönüşmeden önce bu lezyonları içerecek şekilde rahim ağzını LEEP ya da konizasyon adı verilen işlemle çıkarmak ve böylece kanseri önlemektir. Ülkemizde bu tarama testi aile hekimlikleri, Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) be Toplum Sağlığı Merkezleri tarafından yaygın olarak yapılmaktadır. Böylece birçok kadın kanser öncesi aşamada yakalanmakta ve tedavi edilmektedir.

HPV aşıları kanser riskini azaltmada etkili rol oynuyor

Rahim ağzı kanserini önlemede ikinci önemli araç ise HPV aşılarıdır. HPV aşıları, özellikle serviks kanseri riskini azaltmada etkili bir rol oynar. Çünkü serviks kanserinin büyük bir çoğunluğu HPV enfeksiyonlarına bağlı olarak gelişir. 9’lu HPV aşısı ülkemizde uygulanmaktadır. Birçok ülkede rutin aşılama programında yer alan bu aşı maalesef ülkemizde rutin aşılama programında yer almamaktadır. 9-26 yaş aralığındaki tüm kız çocuğu/kadın ve erkeğe önerilmektedir. 15 yaşına kadar 2 doz önerilirken, 15 yaş ve üzerinde toplam 3 doz aşı gerekmektedir. Hekimliğin ana görevlerinden biri hastalıkları oluşmadan önlemektir. Bu sebeple rahim ağzı (serviks) kanseri tarama testleri ve HPV aşılarının mutlaka yaptırılması gerekmektedir.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri Gençlerde de Artış Gösteriyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 08:40:04 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140634_ab68364a91a580c009e38ad80b9fc83a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140634_ab68364a91a580c009e38ad80b9fc83a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140634_ab68364a91a580c009e38ad80b9fc83a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuklarda Bağışıklığı Kuvvetlendirmenin 10 Etkili Yolu!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-cocuklarda-bagisikligi-kuvvetlendirmenin-10-etkili-yolu-16083.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-cocuklarda-bagisikligi-kuvvetlendirmenin-10-etkili-yolu-16083.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Son günlerde 7’den 70’e soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaşırken, özellikle çocuklarda mide ve bağırsak enfeksiyonlarına da sık rastlanıyor. Dondurucu soğuklarla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen uzun saatler virüsler ve bakterilerin kolayca ve hızlıca kişiden kişiye bulaşmasına yol açarken, bağışıklık sistemi yeterince güçlü olmayanları yatağa düşürebiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süheyla Yeldan Vatansever “Son dönemde soğuk algınlığı virüsleri ve bazı bakterilerin neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra mide ve bağırsak enfeksiyonları şikayetleri de oldukça fazla görülüyor. Rotavirüs, Norovirüs, Adenovirüs gibi virüsler ve bazı bakterilerin neden olduğu mide-bağırsak enfeksiyonları (Gastroenterit) ishal, kusma, karın ağrısı, halsizlik, hafif ateş ve sıvı kaybı gibi şikayetlere neden oluyor” diyor. Çocuklarda bağışıklık sisteminin güçlü olmasının, enfeksiyonlardan korunmada son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Vatansever, çocuklarda bağışıklığı kuvvetlendirmenin ve hastalıklardan korunmanın 10 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 



	Bu besinleri tüketmesine özen gösterin 



Çocukların abur-cuburdan ve fast-food türü beslenme tarzından, şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak tutulması gerekir. Et, balık, yumurta, baklagiller gibi protein kaynakları bağışıklık hücrelerinin yapımı için önemlidir. Özellikle C vitamini (portakal, mandalina, kivi, brokoli) ve A vitamini (havuç, aspanak) açısından zengin gıdalar tüketilmelidir. Bağırsak sağlığı bağışıklığın yüzde 70’ini etkilediğinden bağırsak sağlığını desteklemek için yoğurt ve kefir gibi fermente gıdaların tüketimi özendirilmelidir. Ceviz ve badem gibi kuruyemişler de beslenmeye dahil edilmelidir. 



	Yeterli ve kaliteli uyumasına dikkat edin 



Uyku sırasında bağışıklık sistemi onarım ve yenilenme süreçlerinden geçer. Çocukların yaşlarına uygun (1-3 yaş: 11-14 saat, 3-6 yaş: 10-13 saat, 6-12 yaş: 9-12 saat) sürelerde uyuması bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde hayati öneme sahiptir. Yetersiz ve kalitesi uyku bağışıklığı zayıflatır. Uyku ortamı karanlık, sessiz ve rahat olmalıdır. 



	Spora teşvik edin



Fiziksel aktivite, kan dolaşımını artırarak bağışıklık hücrelerinin daha etkin çalışmasını sağlar. Stres seviyesini düşürerek genel sağlığı iyileştirir. Çocukların açık havada oynaması hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için faydalıdır. Çocukların günde en az 1 saat açık havada oyun oynaması sağlanmalı, yaşa uygun spor etkinliklerine katılmaları teşvik edilmelidir. 



	Hijyen kurallarını öğretin 



El hijyeni enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltır. Özellikle yemek öncesi, tuvalet sonrası ve dışarıdan geldikten sonra el yıkama alışkanlığı mutlaka kazandırılmalıdır. El hijyeninin sağlanması, gün içerisinde ellerin yüze, gözlere ve ağıza götürülmemesi mikropların vücuda girişini engeller ve enfeksiyon riskini azaltır.  



	Aşılarını ihmal etmeyin 



Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süheyla Yeldan Vatansever “Bağışıklık sistemini hastalıklara karşı hazırlayan en önemli yöntemlerden biri aşıdır. Aşılar, çocukların bağışıklık sistemini belirli hastalıklara karşı hazırlayarak koruma sağlar. Çocukların aşı takvimi düzenli olarak takip edilmeli ve varsa eksik aşılar tamamlanmalıdır. Özellikle grip, zatürre gibi mevsimsel hastalıklara karşı koruyucu aşılar düşünülmelidir” diyor. 



	Aile içi huzur ve destekleyici ortam sağlayın  



Çocukların stresli durumlarda bağışıklık sistemleri zayıflar. Aile içi huzur ve destekleyici bir ortam sağlamak önemlidir. Sanat ve oyun gibi aktivitelerle rahatlamaları teşvik edilebilir. Stresin dozunda yaşandığında kişiyi tehlikelerden korumaya katkı sağladığı ama aşırı stresin sağlığa zarar verdiği öğretilmeli, stresi yönetmeyi öğretmesi konusunda gerekirse uzman desteği alınmalıdır. 



	Sigara ve kimyasal maddelerin zararlarına karşı bilinçlendirin



Sigara dumanına maruz kalmak, çocukların bağışıklığını zayıflatır ve solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Evde ve çocuğun bulunduğu ortamlarda sigara içilmemesi kritik öneme sahiptir. Sigaranın ve kimyasal maddelerin zararlarına karşı bilinçlendirme çok önemlidir. 



	Yeterli su tüketmesine destek olun 



Vücudun su dengesinin korunması, bağışıklık hücrelerinin etkin çalışması için gereklidir.  Çocuğun yaşına uygun miktarda su içmesi sağlanmalıdır. Su, toksinlerin vücuttan atılmasını ve bağışıklık hücrelerinin etkin çalışmasını destekler.



	Kış güneşinden faydalandırın 



D vitamini eksikliği bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilir. Günde 15-20 dakika güneş ışığı almak faydalıdır. Güneş ışığı, D vitamini üretimini, D vitamini ise bağışıklık hücrelerini destekler. Kış güneşinden mutlaka faydalandırın. Gerekirse doktor kontrolünde D vitamini takviyesi yapılabilir.



	Gelişigüzel vitamin vermeyin!



Dr. Süheyla Yeldan Vatansever “Çocuklarda vitamin kullanımı, sağlıklı büyüme ve gelişim için gerekli olabilir; ancak bu süreç dikkatle yönetilmelidir. Anne-babalar çocuklarının bağışıklık sistemlerini güçlendirmek amacıyla arkadaşlarından, internetten ya da çevrelerinden duyduklarıyla vitamin ve mineral takviyesinde bulunabiliyor. Oysa doktora danışılmadan ve çocuğun ihtiyacı olmayan bir takım ürünlerin verilmesi bazen bağışıklık sistemini fazla çalıştırarak otoimmün hastalıkları tetikleyebilir! Çocuğun ihtiyacı kan tahlilleri ve sağlık durumu değerlendirilerek belirlenmelidir. Bazı vitaminlerin uzun süre yüksek doz kullanımı vücutta birikerek zehirlenmelere yol açabilir. Bu durum, özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar için ciddi sağlık riskleri oluşturabilir” diyor.  

xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxxx

Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının 

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Vatansever, antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmasının bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini ve bağırsak florasını bozabildiğini belirterek şöyle diyor: “Her soğuk algınlığı veya öksürükte antibiyotik kullanılmamalı, antibiyotikler sadece doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımı, bağışıklık sistemini zayıflatır ve dirençli bakterilerin oluşmasına yol açar.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Çocuklarda Bağışıklığı Kuvvetlendirmenin 10 Etkili Yolu! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 08:25:23 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140648_fa1a0693277e5236685fe58c928bbc00.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140648_fa1a0693277e5236685fe58c928bbc00.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/06012025140648_fa1a0693277e5236685fe58c928bbc00.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alanya'da 4 Gün Hasta Olmayın! İş Bıraktılar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-alanyada-4-gun-hasta-olmayin-is-biraktilar-16075.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-alanyada-4-gun-hasta-olmayin-is-biraktilar-16075.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya'daki Aile Sağlığı Merkezi çalışanları, yeni yönetmeliğe tepki olarak 6-10 Ocak tarihleri arasında iş bırakma eylemi gerçekleştirecek. Bu eylem, sağlık çalışanlarının özellikle son dönemde artan sorunlara dikkat çekmek ve haklarını savunmak için düzenlediği ücüncü büyük protesto olacak.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Aile Sağlığı Merkezi çalışanlarının eyleminin temel nedeni, yeni yönetmeliğin hem çalışma koşullarını zorlaştırması hem de halk sağlığına zarar verecek düzenlemeler içermesi. Yönetmelikteki değişikliklerin, sağlık hizmetlerinin niteliğini olumsuz etkilediği ve hem çalışanlar hem de yurttaşlar arasında gerilime neden olduğu belirtiliyor.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ’NDEN AÇIKLAMA
Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Alpay Azap, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, yönetmeliğin geri çekilmesi için hem hukuki yollara başvurduklarını hem de ilgili mercilerle görüşmeler yaptıklarını vurguladı. Dr. Azap, “Bu yönetmelik, sağlık hizmetlerinin sürekliliğini ve kalitesini tehlikeye atıyor. Çalışanları yıpratıyor ve halkımızı sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıyor” dedi.

YENİ YÖNETMELİĞİN GETİRDİĞİ SORUNLAR
Yeni yönetmelik, Aile Sağlığı Merkezi çalışanlarının iş yükünü artırıyor, denetim ve yaptırımları sertleştiriyor. Bu durum, sağlık çalışanlarının mesleki motivasyonunu düşürürken, yurttaşların da daha uzun sıra bekleme ve daha az nitelikli hizmet alma riskiyle karşı karşıya kalmasına yol açıyor. Özellikle özlük hakları ve çalışma saatleri konusunda getirilen yeni kurallar, tepkinin odak noktası haline gelmiş durumda.

HALK SAĞLIĞINA ETKİLERİ
Dr. Azap’ın belirttiğine göre, yönetmelik halkın temel sağlık hizmetlerine erişimini zorlaştıracak nitelikte. Eylemin amacı, hem çalışanların sorunlarını gündeme getirmek hem de yurttaşları bilgilendirerek daha geniş bir kamuoyu oluşturmak.

EYLEM KAÇ GÜN SÜRECEK
6 Ocak'ta başlayacak olan iş bırakma eylemi, 10 Ocak tarihine kadar devam edecek. Bu süre zarfında, Alanya'daki Aile Sağlığı Merkezleri’nde sınırlı hizmet verilecek. Sağlık çalışanları, özellikle Şubat ayında planlanan daha geniş kapsamda bir protesto için de hazırlık yaptıklarını belirtti.

DOKTORLARDAN KAMUOYUNA ÇAĞRI
Sağlık çalışanları, halkı eylemlerine destek olmaya çağırıyor. Dr. Azap, "Bu sadece bizim değil, hepimizin geleceği için verilen bir mücadele. Daha iyi bir sağlık sistemi için bir arada durmalıyız" ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Alanya'da 4 Gün Hasta Olmayın! İş Bıraktılar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 08:21:05 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanyada-4-gun-hasta-olmayin-is-biraktilar-112200-20250106.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanyada-4-gun-hasta-olmayin-is-biraktilar-112200-20250106.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanyada-4-gun-hasta-olmayin-is-biraktilar-112200-20250106.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Omurga tümörünün tipi tedaviyi belirliyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-omurga-tumorunun-tipi-tedaviyi-belirliyor-16056.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-omurga-tumorunun-tipi-tedaviyi-belirliyor-16056.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Omurga tümörlerinin hem kemik yapıyı hem de sinir dokusunu etkileyebileceğini belirten Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, iyi huylu ve kötü huylu tümörler arasındaki farklara dikkat çekti.İSTANBUL (İGFA) - Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, omurga tümörleri, iyi ve kötü huylu tümörler arasındaki farklar, cerrahi tedavi seçenekleri ve iyileşme sürecinde dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.&nbsp;

Omurga tümörlerinin, omurga kemiklerinde veya omurilik çevresindeki dokularda oluşan anormal hücre büyümeleri olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Bu tümörler, omurganın kendisinde (primer tümör) gelişebilir veya vücuttaki başka bir bölgeden (metastatik tümör) omurgaya yayılabilir.” dedi.&nbsp;Omurga tümörlerinin, omurilik ve sinir köklerine baskı yaparak ağrı, fonksiyon kaybı ve sinir hasarına yol açabileceğine dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Omurga tümörleri, omurganın farklı bölümlerinde gelişebilir ve hem kemik yapıyı hem de sinir dokusunu etkileyebilir. Omurga tümörleri primer veya metastatik olabilir.” şeklinde konuştu.

OMURİLİĞE BASKI YAPAN TÜMÖRLER CİDDİ SEMPTOMLARA YOL AÇABİLİR!

Primer omurga tümörlerinin, omurga kemiklerinde veya omurilik çevresinde direkt olarak gelişen, metastatik omurga tümörlerinin ise vücudun başka bir yerindeki kanserin omurgaya yayılmasıyla oluşan tümörler olduğunu aktaran Op. Dr. İdris Avcı, “Primer omurga tümörleri osteoid osteoma, osteoblastom gibi iyi huylu tümörler veya kordoma gibi nadir kötü huylu tümörler primer tümörler arasında sayılabilir. Metastatik omurga tümörleri de omurgada en sık karşılaşılan kötü huylu tümörlerdir” dedi.



Omurga tümörlerinin, omuriliğe baskı yaparak ağrı, duyu kaybı, güçsüzlük ve hareket kısıtlılığı gibi ciddi semptomlara yol açabileceğini de sözlerine ekleyen Op. Dr. İdris Avcı, bu semptomların, tümörün büyüklüğüne, yerleşim yerine ve sinir yapıları üzerindeki etkisine göre değişiklik gösterebileceğine vurgu yaptı.

İyi huylu ve kötü huylu tümörler arasındaki farklara değinen Op. Dr. İdris Avcı, “İyi huylu tümörler genellikle yavaş büyür ve çevre dokulara zarar verme olasılığı daha düşüktür. Kötü huylu tümörler ise daha hızlı büyüyebilir ve çevre dokulara saldırma eğilimindedir. İyi huylu tümörler yayılmazken, kötü huylu tümörler vücudun diğer bölgelerine yayılma potansiyeline sahiptir. İyi huylu tümörlerin cerrahi olarak çıkarılması genellikle yeterli olurken, kötü huylu tümörlerde ek olarak kemoterapi veya radyoterapi gerekebilir. İyi huylu tümörler genellikle yaşamı tehdit etmez, ancak kötü huylu tümörler metastaz yaparak hayati tehlike oluşturabilir. Omurga tümörleri, iyi veya kötü huylu olsalar da sinir yapılarına baskı yaparak sinirsel semptomlara neden olabileceğinden tedavi gerektirebilir.” diye konuştu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Omurga tümörünün tipi tedaviyi belirliyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 03 Jan 2025 08:50:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03012025115955_302fa764296475741950145400c872c7.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03012025115955_302fa764296475741950145400c872c7.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03012025115955_302fa764296475741950145400c872c7.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Masa başı çalışanlarda risk daha fazla!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-masa-basi-calisanlarda-risk-daha-fazla-16054.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-masa-basi-calisanlarda-risk-daha-fazla-16054.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Boyun düzleşmesinin, başlangıçta hafif semptomlarla kendini gösterebileceğine dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Boyun düzleşmesi olan kişilerde boyun ve üst sırt bölgesinde ağrı yaygındır. Bu ağrı, genellikle uzun süreli oturma veya yanlış duruş sonrası artar.” dedi. Op. Dr. İdris Avcı ayrıca boyun düzleşmesini önlemek için önerilerde bulundu.İSTANBUL (İGFA)&nbsp; -&nbsp;Boyun düzleşmesinin, boyun omurgasının doğal eğriliğinin kaybolması sonucu omurların düz bir hatta yer alması olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Bu durum, boyun kaslarında gerginlik, ağrı ve omurga sağlığına olumsuz etkiler yaratır.” dedi.

Özellikle masa başı işlerde çalışan bireylerde bu durumun sıkça görüldüğünün altını çizen Op. Dr. İdris Avcı, “Uzun süre öne doğru eğilerek çalışmak veya bilgisayar ekranına uzun süre bakmak, boyun bölgesinde aşırı baskıya yol açar. Bu durum, boyun omurlarının doğal eğrisinin kaybolmasına neden olabilir. Fiziksel aktivite eksikliği, boyun kaslarının güçsüzleşmesine ve omurganın destek yapılarının zayıflamasına yol açar. Masa başı çalışanlar, aynı pozisyonda uzun süre kaldıklarında boyun kaslarında gerginlik artar. Bu, zamanla boyun omurlarının düzleşmesine neden olabilir. Mobil cihazlara uzun süre öne eğilerek bakmak, boyun düzleşmesi riskini artırır. Boyun, aşağıya doğru sürekli büküldüğünde omurga üzerinde ekstra yük oluşur. Bu faktörler, boyun omurlarının yanlış pozisyonlarda kalmasına neden olarak boyun düzleşmesi riskini artırır.” açıklamasını yaptı.

BOYUN VE ÜST SIRT BÖLGESİNDEKİ AĞRI YAYGIN BİR BELİRTİ

Boyun düzleşmesinin, başlangıçta hafif semptomlarla kendini gösterebileceğine dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, boyun düzleşmesi belirtilerini şöyle açıkladı:

“Boyun düzleşmesi olan kişilerde boyun ve üst sırt bölgesinde ağrı yaygındır. Bu ağrı, genellikle uzun süreli oturma veya yanlış duruş sonrası artar. Boyundaki kasların gerginliği başa kadar yayılabilir ve kronik baş ağrısına neden olabilir. Boyun hareketlerinde sertlik ve sınırlı hareket kabiliyeti yaşanabilir. Özellikle boynu sağa-sola veya öne-arkaya çevirmekte zorlanma gözlenir. Sinir sıkışması durumunda kollarda veya ellerde uyuşma ve karıncalanma meydana gelebilir.”

Op. Dr. İdris Avcı ayrıca boyun düzleşmesinin, doktor muayenesi ve görüntüleme yöntemleriyle teşhis edildiğini aktardı.

DÜZENLİ EGZERSİZLERLE BOYUN DÜZLEŞMESİ ÖNLENEBİLİR!

Boyun düzleşmesinin düzenli egzersizlerle önlenebileceğini ve hafifletilebileceğini ifade eden Op. Dr. İdris Avcı, “Boyun ve sırt kaslarını güçlendirmek, omurgaya binen yükü azaltır ve doğal eğriliği destekler. Özellikle çene çekme, omuz sıkıştırma, boyun esnetme, döngüsel baş hareketleri ve kobra pozisyonu gibi egzersiz yöntemleri düzenli olarak uygulandığında boyun kaslarını güçlendirir, omurga sağlığını korur ve boyun düzleşmesini önler. Ancak egzersizlere başlamadan önce bir doktora danışmak, doğru bir egzersiz programı oluşturmak açısından önemlidir.” şeklinde konuştu.

Kısa molalar verilmeli, esneme hareketleri yapılmalı

Masa başında çalışanların boyun düzleşmesini önlemek için günlük yaşamlarında bazı alışkanlıkları kazanmalarının önemli olduğunu vurgulayan Op. Dr. İdris Avcı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bilgisayar ekranı göz hizasında ve kol mesafesinde olmalı. Sandalye yüksekliği ve masa düzeni ayarlanarak omurganın doğal duruşu korunmalı. Uzun süre aynı pozisyonda kalmamak için her 30-40 dakikada bir kısa molalar verilmeli. Bu molalarda boyun ve sırt kaslarını esneten hafif hareketler yapılabilir. Telefon veya tablet kullanırken başın öne eğilmesi yerine, cihaz göz hizasında tutulmalı. Sandalyede bel desteği sağlanarak dik oturulmalı ve çene hafifçe geri çekilerek başın doğru pozisyonda tutulmasına özen gösterilmeli.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Masa başı çalışanlarda risk daha fazla! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 14:35:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03012025105251_87622ea09780dbb59f5cb166e5e5b71e.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03012025105251_87622ea09780dbb59f5cb166e5e5b71e.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03012025105251_87622ea09780dbb59f5cb166e5e5b71e.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağlıklı bir ileri yaş gebeliği için dikkat etmeniz gerekenler]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-saglikli-bir-ileri-yas-gebeligi-icin-dikkat-etmeniz-gerekenler-16045.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-saglikli-bir-ileri-yas-gebeligi-icin-dikkat-etmeniz-gerekenler-16045.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Son yıllarda dünya genelinde 35 yaşından sonra ilk kez anne olanların sayısında artış yaşanıyor. Doğurganlık üzerinde olumsuz etkileri bulunan ileri yaş gebeliklerinin aynı zamanda gebelik sürecinin sağlığı üzerinde de önemli etkileri bulunuyor. Sağlıklı bir gebelik için doğru önlemler alındığında, ileri yaşta gebeliklerin başarılı bir şekilde tamamlanmasının mümkün olduğunu belirten Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Miraç Özalp, “Uzman görüşü ve erken tarama testleri, anne ve bebek sağlığı açısından kritik öneme sahip” dedi. 

 

Son yıllarda ilk bebek için 35 yaş ve sonrasını tercih eden anne adaylarının sayısı oldukça yüksek. 35 yaş ve üzerindeki anne yaşı, "ileri anne yaşı" olarak kabul ediliyor ve bu eğilim, kadınların artan eğitim düzeyi, yüksek istihdam oranları ve güvenilir doğum kontrolüne erişiminin bir sonucu olarak öne çıkıyor. Bununla beraber kadınların doğurganlık kapasitesi 32 yaşından sonra kademeli olarak azalmaya başlıyor. Bu düşüşün temel nedeni ise doğrudan yaşa bağlı olarak oosit (yumurta hücresi) sayısının azalması ve oositlerin kalitesinin düşmesi. Yaş ilerledikçe oositlerde bölünme hataları artıyor böylece gebelik şansı azalabiliyor. Ayrıca sigara içme, çevresel faktörler, bazı tıbbi ve cerrahi müdahaleler de oosit kalitesini ve yumurtalık rezervini olumsuz etkileyebiliyor.

İleri yaş gebeliklerde anne kadar bebekte risk altında 

İleri anne yaşının, sadece doğurganlık üzerinde değil, aynı zamanda gebelik sürecinin sağlığı üzerinde de önemli etkileri bulunduğuna dikkat çeken Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Miraç Özalp, maternal yaşın artmasıyla başta hipertansiyon ve diyabet olmak üzere kanser, obezite, kardiyovasküler, renal ve otoimmün hastalıklar gibi tıbbi durumların sıklığının artabileceğini belirtti. Özalp’e göre erken gebelik kaybı, ektopik gebelik, çoğul gebelik, plasental problemler ve artmış sezaryen oranları da bu yaş grubu gebelerde daha sık karşılaşılan problemler arasında yer alıyor. İleri yaş gebelikler, aynı zamanda anne kadar bebekler için de bazı problemlerin gelişme riskini artırıyor. Down sendromu gibi kromozomal anomaliler, yapısal malformasyonlar, düşük doğum ağırlığı, erken doğum ve ölü doğum riski anne yaşının artmasıyla birlikte daha sık karşılaşılan problemlerin başlıcaları arasında yer alıyor. İleri anne yaşı ve buna bağlı gelişme ihtimali artan problemler, bu dönemki gebelikleri, yüksek riskli gebelik sınıfına sokabiliyor. 

Erken tarama testleri hayati öneme sahip

Hal böyle olunca bu yaş grubundaki kadınların sağlıklı bir gebelik süreci geçirebilmeleri açısından, gebelik öncesi dönemde bir perinatoloji veya kadın doğum uzmanından danışmanlık almaları, uygun bir vücut kitle indeksine sahip olmaları, sigara ve alkolden uzak durmaları ve folik asit takviyesi almaları oldukça önem kazanıyor. Gebelik elde edilince, fetal kromozomal ve genetik hastalıkların taranmasının ve tanınmasında kullanılan testler ve işlemler hakkında gebelerin bilgilendirilmesinin gerektiği vurgulayan Özalp şu noktaların altını çizdi: “Bebeğin sağlık durumu ve gelişebilecek yapısal problemlerin tespiti açısından, 11-14 hafta ve 18-23 hafta arasında ultrason taramalarının bir perinatoloji uzmanı tarafından yapılması oldukça önemlidir. Bu yaş grubundaki gebeler, artmış preeklampsi riski nedeniyle düşük doz aspirin profilaksisi ve artmış venöz tromboemboli riski nedeniyle düşük molekül ağırlıklı heparin profilaksisi açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Aynı zamanda 24-28.haftalarda yapılan gestasyonel diyabet taraması, ek risk faktörlerinin bulunduğu hastalarda daha erken bir dönemde yapılabilir. Sağlıklı bir gebelik için doğru önlemler alındığında, ileri yaşta gebeliklerin başarılı bir şekilde tamamlanması mümkün. Bunun içinse uzman görüşü ve erken tarama testleri, anne ve bebek sağlığı açısından kritik öneme sahiptir.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sağlıklı bir ileri yaş gebeliği için dikkat etmeniz gerekenler - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 10:00:35 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025134256_8256dbb7ec35475a2aa3c110b756e7c7.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025134256_8256dbb7ec35475a2aa3c110b756e7c7.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025134256_8256dbb7ec35475a2aa3c110b756e7c7.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Güne bir fincan kahveyle başlamak sağlıklı mı?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-gune-bir-fincan-kahveyle-baslamak-saglikli-mi-16039.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-gune-bir-fincan-kahveyle-baslamak-saglikli-mi-16039.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Kahvenin sağlık üzerindeki etkilerini ve sabah kahvesi alışkanlığının avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendiren Prof. Dr.  Nilgün Tekkeşin, kahvenin bazı potansiyel sağlık yararları olsa da bazı dezavantajlarının da bulunduğunu söyledi. “Güne bir fincan kahveyle başlamak sağlıklı mıdır?” sorusuna Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Bu sorunun cevabı birkaç faktöre bağlıdır. Genel olarak, orta düzeyde kahve tüketiminin (günde yaklaşık 3-5 fincan) çoğu insan için güvenli olduğu gösterilmiştir.” diye yanıt verdi.

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) Tıbbi Biyokimya Bölümünden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, kahvenin sağlık üzerindeki etkilerini ve sabah kahvesi alışkanlığının avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendirdi.

Sağlıklı olup olmadığı konusunda devam eden bir tartışma var!

Kahvenin, dünyanın en popüler içeceklerinden biri olduğunu ve birçok kişinin güne bir fincan kahve ile başladığını anlatan Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Kahvenin bazı sağlık yararları olduğu gösterilmiş olsa da güne bir fincan kahve ile başlamanın sağlıklı olup olmadığı konusunda devam eden bir tartışma var.” dedi.

Kahvenin faydaları…

Kahvenin, zihinsel uyanıklığı artırabilen ve bilişsel performansı iyileştirmeye yardımcı olabilen uyarıcı olan kafein içerdiğini ifade eden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Kafeinin ayrıca metabolizmayı hızlandırdığı, enerji seviyelerini artırdığı ve atletik performansı iyileştirdiği gösterilmiştir. Ek olarak, kahve iltihabı azaltmaya ve hücre hasarına karşı korumaya yardımcı olabilen antioksidanlar açısından zengindir. Çalışmalar ayrıca kahvenin başka sağlık yararları da olabileceğini göstermiştir. Örneğin, bazı araştırmalar kahve tüketiminin Tip 2 diyabet, karaciğer hastalığı ve belirli kanser türleri geliştirme riskini azaltabileceğini öne sürmüştür. Ancak, bu alanlardaki kanıtlar kesin değildir ve kahvenin sağlık etkilerini tam olarak anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.” diye konuştu.

Kahvenin dezavantajları…

Kahvenin bazı potansiyel sağlık yararları olsa da bazı dezavantajlarının da olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Kahveyle ilgili en büyük endişelerden biri kafein içeriğidir. Çok fazla kafein tüketmek sinirlilik, kaygı ve uykusuzluk gibi yan etkilere yol açabilir. Ek olarak, kafein kan basıncında ve kalp atış hızında geçici bir artışa neden olabilir ve bu da kardiyovasküler sorunları olan kişiler için sorunlu olabilir.” şeklinde konuştu.

Hassas midesi olan kişiler için aç karnına kahve içmek sorun…

Kahveyle ilgili bir diğer endişenin ise asitliği olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Kahve asitli bir içecektir ve asit reflü ve mide ekşimesi gibi sindirim sorunlarına neden olabilir. Hassas midesi olan kişiler için aç karnına kahve içmek özellikle sorunlu olabilir.” ifadesinde bulundu.

Güne bir fincan kahveyle başlamak sağlıklı mıdır?

“Güne bir fincan kahveyle başlamak sağlıklı mıdır?” sorusuna ilişkin de Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, “Bu sorunun cevabı birkaç faktöre bağlıdır. Genel olarak, orta düzeyde kahve tüketiminin (günde yaklaşık 3-5 fincan) çoğu insan için güvenli olduğu gösterilmiştir. Ancak hamile olan, kardiyovasküler sorunları olan veya kafeine karşı hassasiyeti olan kişiler kahve tüketimlerini sınırlamak veya tamamen kaçınmak isteyebilirler.” dedi.

Kahveye şeker veya krema eklemeyin!

Prof. Dr. Nilgün Tekkeşin, güne bir fincan kahveyle başlamayı seven birinin bunu daha sağlıklı bir alışkanlık haline getirmek için yapılabilecek birkaç şey olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

“Öncelikle, kahvenize şeker veya krema eklemekten kaçının, çünkü bunlar ekstra kalori ekleyebilir ve kilo alımına katkıda bulunabilir. Bunun yerine, biraz badem sütü eklemeyi veya kahvenizi sade içmeyi deneyin.

Vücudunuzun kahveye nasıl tepki verdiğine de dikkat etmelisiniz. Sinirlilik veya kalp çarpıntısı gibi olumsuz yan etkiler yaşıyorsanız, kahve tüketiminizi sınırlamak veya kafeinsiz kahveye geçmek isteyebilirsiniz. Ek olarak, asit reflü gibi sindirim sorunları yaşıyorsanız, aç karnına kahve içmekten kaçınmak veya daha düşük asitli bir kahve karışımına geçmek isteyebilirsiniz.”

Güne kahve ile başlamak…

Tıbbi Biyokimya Uzmanı Prof. Dr.  Nilgün Tekkeşin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Güne bir fincan kahveyle başlamak, ölçülü tüketildiği ve olumsuz yan etkilere neden olmadığı sürece birçok kişi için sağlıklı bir alışkanlık olabilir. Kahvenin bazı potansiyel sağlık yararları olsa da kafein içeriği ve asitliği gibi dezavantajlarının farkında olmak önemlidir. Güne bir fincan kahveyle başlama kararı kişisel bir karardır ve kişisel tercihlere ve sağlık endişelerine dayanmalıdır.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Güne bir fincan kahveyle başlamak sağlıklı mı? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 09:07:34 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025124634_6836a6a3765db890207ee214f1cd8423.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025124634_6836a6a3765db890207ee214f1cd8423.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025124634_6836a6a3765db890207ee214f1cd8423.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kış soğuklarında sağlıklı kalmak için 9 öneri]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-kis-soguklarinda-saglikli-kalmak-icin-9-oneri-16043.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-kis-soguklarinda-saglikli-kalmak-icin-9-oneri-16043.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Kış aylarının en soğuk günleri yaklaşırken, düşük sıcaklıkların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine karşı bilinçlenmek büyük önem taşıyor. Kış soğukları, çeşitli sağlık sorunlarına neden olabiliyor ve özellikle bağışıklık sistemi hassas olan kişiler için belirli riskleri beraberinde getiriyor. Memorial Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci, soğuk havalarda sağlıklı kalmanın yolları hakkında bilgi verdi. 

Kış soğuklarının etkilerine dikkat!

Soğuk havalar vücuttaki bazı sistemleri olumsuz etkileyerek hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken sağlık sorunları şu şekilde sıralanıyor: 

Grip ve soğuk algınlığı: Düşük hava sıcaklıkları, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırabilir. Aynı zamanda soğuk havalarda insanların kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmelerinden dolayı da hastalıkların bulaşma riski artış göstermektedir.

Astım ve alerjiler: Soğuk hava, astım semptomlarını tetikleyebilir ve toz, polen gibi alerjenlerin iç mekanda yoğunlaşmasına yol açabilir. Aynı zamanda doğal gazın yaygın olarak kullanılmadığı yerleşim alanlarında odun ve kömür yakılmasına bağlı olarak artan hava kirliliği de astım ve KOAH hastalarındaki nefes darlığı ve öksürük gibi şikayetleri artırmaktadır. 

Kalp hastalıkları: Soğuk havalarda kan basıncı ve kalp hızı artar. Aynı zamanda kanda pıhtılaşma da artmaktadır. Bu etkilerinden dolayı özellikle koroner kalp hastalığı olanlarda ve belirli yaşın üstündeki insanlarda kalp krizi riski artabilir. Kalp hastalarının kış aylarında da doktor kontrollerini aksatmamaları, ilaç düzenlemelerini bu doğrultuda yapmaları önemlidir. Sağlıklı insanların da kalp şikayetleri yaşadıklarında mutlaka uzmana başvurmaları gerekmektedir.

Kas ve eklem ağrıları: Soğuk hava ve düşük basınç, eklem ve kas ağrılarını artırabilir. Özellikle artrit hastaları ve ileri yaştaki bireylerin kas ve eklem sağlıklarına dikkat etmeleri önemlidir.

Cilt kuruluğu ve tahriş: Soğuk ve rüzgarlı hava cilt kuruluğuna yol açabilir, bu da kaşıntı ve tahrişe neden olabilir. Kış aylarında cilt sağlığına ekstra özen gösterilmelidir.

Hipotermi ve soğuk ürtikeri:  Aşırı soğuk havaya maruz kalmak vücut ısısının düşmesine yol açarak hipotermiye sebep olabilir. Ayrıca bu dönemde soğuk ürtikeri gibi cilt reaksiyonları da görülebilir. Bu konuda dikkatli olunmalıdır.

Soğuk havalarda bu önlemleri alın

Kış aylarının sağlıklı ve güvenli bir şekilde geçirmesi için bazı önlemlerin alınması tavsiye edilmektedir.


	Dışarı çıkarken kat kat giyinmek: Vücudu soğuktan korumak için kat kat giyinmek en etkili yollardan biridir. Pamuklu ve yünlü kumaşlar tercih edilmelidir. 
	El ve ayakları korumak: Eldiven ve kalın çoraplar kullanılarak el ve ayakların sıcak tutulması önemlidir.
	Nemlendirici kullanmak: Cilt kuruluğunu engellemek için düzenli olarak nemlendirici kullanılmalıdır. Nemlendirici seçerken dermatoloğa başvurulmalı ve cilt tipine uygun ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca sadece yüz bölgesine değil, tüm vücuda nemlendirici uygulanmalıdır. 
	 Dengeli beslenmek: Bağışıklık sistemini güçlendirmek adına tüm besin gruplarından sağlıklı ve dengeli bir beslenme planı uygulanmalıdır. Taze mevsim meyve ve sebzeleri tüketilmelidir. Vitamin ve mineral açısından zengin gıdalar tercih edilmelidir. Yağ ve şeker içeriği yüksek gıdalardan, fast food tarzı beslenmeden uzak durulmalıdır. 
	Su tüketimi: Kış aylarında da yeterli miktarda su içilmesi gerekmektedir. Kişi su içmek için susamayı beklememelidir.
	 Probiyotik besin destekleri ve fermente gıdaları tüketmek: Bağırsaklarda bulunan yararlı bakterileri artırmak ve sindirim sağlığına önem vermek güçlü bir bağışıklık için çok önemlidir.  Probiyotik özellikli olan yoğurt, kefir gibi besinlerin yanı sıra ev yapımı turşuların da düzenli tüketimi önerilmektedir.
	 Fiziksel aktivite: Düzenli egzersiz yaparak vücut direncini artırmak gerekir. Soğuk havalarda uygun giysiler tercih edilerek düzenli yürüyüşler yapılabilir. Evden çıkamayacak durumda olanlar da evde basit egzersizlerle hareketi kalabilir.
	Düzenli uyku: Uykuda bedenimiz ve zihnimiz dinlenmektedir. Bağışıklık sisteminin güçlü kalması için kaliteli uykunun önemi büyüktür. Bu nedenle sakin ve rahat bir ortamda düzenli ve kaliteli uyku düzeni oluşturmaya özen gösterilmelidir.
	Şifalı çaylar: Özellikle kış aylarında kekik, zencefil, ıhlamur ve ada çayı gibi şifalı çayların tüketimi hastalıklara karşı bizi korumakta faydalı olacaktır.


Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kış soğuklarında sağlıklı kalmak için 9 öneri - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 08:52:32 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025124700_1d704907429f0e93cf47ebd173bbdb19.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025124700_1d704907429f0e93cf47ebd173bbdb19.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025124700_1d704907429f0e93cf47ebd173bbdb19.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çiğ süt kaç dakika kaynatılmalı?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-cig-sut-kac-dakika-kaynatilmali-16035.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-cig-sut-kac-dakika-kaynatilmali-16035.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ ‘Sokak sütçüleri’ nostaljiye dönüşse de çiğ süt tüketimi yaygınlığını koruyor. Ancak bazı hijyenik koşullara uyulmadığında tüketilen çiğ süt ciddi enfeksiyonlara hatta hayati riske yol açabiliyor. Sütlerin tüketimi konusunda bilinmesi gerekenlere dikkati çeken Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, kaynatma süresinin de önemine vurgu yaptı.İSTANBUL (İGFA) - Kimileri doğal, işlenmemiş ve taze olduğu düşüncesiyle, kimileri de marketlerdeki ambalajlı sütlere göre daha ekonomik bulduğundan çiğ süt almayı tercih ediyor.

Geçmişte sokak sütçülerinin evlerin kapısına getirdiği ve güğümlerinden sürahilere boşalttığı dönem artık pek çoğumuz için nostaljik bir anı olsa da, çiğ süt tüketimi yaygınlığını koruyor.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, yapılan çalışmaların&nbsp;çiğ sütün gerekli koşullar sağlanmadan tüketilmesinin bazı kişilerde böbrek yetmezliğinden felce dek çok ciddi hatta yaşamı tehdit eden hastalıklara neden olabildiğini gösterdiğini kaydetti. Prof. Dr. Kocagöz, herhangi bir &nbsp;ısıl işlem uygulanmadan satılan sütlerin tüketimi hakkında bilinmesi gerekenleri anlatarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.&nbsp;



KAYNATMA SÜRESİNE DİKKAT EDİN!

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kocagöz, “Çiğ süt zararlı mikroplar taşıyabileceği için insan sağlığına riskini ortadan kaldırmak ve mikrobiyolojik güvenliğini sağlamak amacıyla kaynatma, pastörizasyon ve sterilizasyon gibi işlemlerle mikroplar yok edilir. Sağlık riskleri nedeni ile Dünya Sağlık Örgütü insanların çiğ süt veya çiğ süt ürünlerinin (taze, yumuşak peynir çeşitleri, dondurma, yoğurt) bu tip işlemlere girmeden tüketilmemesini önermektedir. Genel anlamda kaynatma işlemi ev ortamında çiğ sütlere uygulanır. Kaynatma süresi süt içindeki mikrop ve mikroplardan gelen toksinleri yok etmek için en az ortalama 15-20 dakika olmalıdır” dedi.&nbsp;

Çiğ sütün,&nbsp;Salmonella, E.col ve toplumda isimleri bilinmeyen birçok tehlikeli bakteriler içerebildiğine dikkati çeken Prof. Dr. Kocagöz, "H5N1 (kuş gribi) virüsüyle enfekte ineklerden alınan çiğ sütte bu virüsün bulunduğu tespit edilmiştir. Çiğ süt ve çiğ süt ürünleri (peynir, kaymak, dondurma vb) özellikle toksoplazma enfeksiyonu açısından da ciddi risk taşır ve gebelere bulaştığında bebekte kalıcı hasarlara yol açma riski taşır. Seyahatlerde de bu tür gıdalar, bulaşıcı hastalıklar açısından önemli bir risk oluşturur." dedi.

PASTÖRİZASYON SÜTÜN BESİN DEĞERİNİ AZALTMAZ!

Toplumda pek çok kişinin pastörizasyon işleminin, süte zarar verdiğini ve besin değerini azalttığını, çiğ sütün güvenli ve daha sağlıklı olduğunu düşündüğüjnü belirten Prof. Dr. Kocagöz, bu düşüncenin doğru olmadığını vurguladı.&nbsp;Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, “Pastörizasyon işlemi sütteki zararlı mikroorganizmaları yok ederken, bu süreçlerde sütün besleyici değerinde değişikliğe neden olmaz! Vitamin ve besleyici protein değerinin düşmesi kaygı duyulacak kadar anlamlı miktarlarda değildir. UHT süt de; yüksek ısı derecesiyle çiğ sütün kimyasal, fiziksel ve duyusal özelliklerinde en az değişikliğe yol açarak, bozulma yapabilen tüm mikropların UHT (Ultra High Temperature) işlemi ile yok edilmesidir. Yüksek ısı uygulanması sırasında &nbsp;sütte &nbsp; saptanan besin değerlerindeki değişimler (örneğin vitamin) &nbsp;gıda etkinliği açısından önemsiz düzeyde düşüktür. Sonuç olarak &nbsp;bu işlemler ile mikroorganizma riski olmadan besin değeri korunmuş olmaktadır" diye konuştu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Çiğ süt kaç dakika kaynatılmalı? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 02 Jan 2025 07:58:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025122941_85312e7899da5c6a3b97b8019af4685b.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025122941_85312e7899da5c6a3b97b8019af4685b.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/02012025122941_85312e7899da5c6a3b97b8019af4685b.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yeni yılda soğuk havaya dikkat! Diş sağlığına zarar verebilir!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-yeni-yilda-soguk-havaya-dikkat-dis-sagligina-zarar-verebilir-16024.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-yeni-yilda-soguk-havaya-dikkat-dis-sagligina-zarar-verebilir-16024.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Ağrı ve hassasiyet şikayetini azaltmak için sorunun kaynağının belirlenmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Soğuk havalarda hassasiyet hisseden kişiler öncelikle diş hekimine muayene olmalı.  Hassasiyete neden olan durumların tedavi edilmesi ile problem genellikle ortadan kalkar.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, soğuk havalarda görülen hassasiyet problemi hakkında açıklamalarda bulundu.

Soğuk havalarda yaşanan hassasiyet farklı sorunlardan kaynaklanabilir

Kış aylarının gelmesi ile birlikte soğuk havaların çeşitli sebeplerle dişlerde hassasiyet oluşmasına neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Bu sebeplerden bazıları diş çürükleri, diş eti çekilmeleri, dişeti hastalıkları, dişlerde aşınma ve diş sıkma problemi olarak sayılabilir.” dedi.

Dişin mine tabakasının aşınması durumunda altında bulunan dentin tabakası açığa çıktığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, dentin tabakasının içerisinde bulunan dentin tübüllerinin sinirsel iletim sağladığını ve soğuk-sıcak hava veya içecekler ile teması durumunda hassasiyet oluşumuna neden olduğunu aktardı.

Öncelikle hassasiyetin kaynağı belirlenmeli!  

Soğuk havalarda oluşan ağrı şikayetini azaltmak için sorunun kaynağının belirlenmesinin önemli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şunları söyledi:

“Diş çürüklerine bağlı hassasiyet durumunda çürüklerin restore edilmesi, dişeti hastalığına bağlı hassasiyet probleminde gerekli dişeti tedavilerinin yapılması gerekir. Diş eti çekilmesine bağlı açıkta olan kök yüzeylerinde meydana gelen hassasiyet problemini gidermek için de kök yüzeyi kapatma operasyonları yapılabilir.

Diş sıkmaya bağlı oluşan hassasiyette öncelikle diş sıkma probleminin tedavisine yönelik gece plağı veya botox uygulamaları, sonrasında diş aşınması olan bölgeler için restorasyonlar yapılabilir. Hatalı diş fırçalamaya bağlı oluşan aşınma ve dişeti çekilmelerinde ise öncelikle diş fırçalama tekniğinin düzeltilmesi, sonrasında aşınma bölgelerinin restorasyonu gerekir. Aynı zamanda hastaya hassasiyet giderici diş macunları, gargaralar önerilebilir ya da hassasiyet giderici ajanlar uzman hekimler tarafından açıkta bulunan dentin yüzeylerine uygulanabilir.”

Soğuk havalarda ortaya çıkan diş hassasiyeti, başka sağlık sorunlarına işaret edebilir mi?

Soğuk havalarda meydana gelen diş hassasiyeti veya ağrısının dişle ilgili problemlerden kaynaklandığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Hassasiyete neden olan durumların tedavi edilmesi ile problem genellikle ortadan kalkar. Diş hassasiyeti veya ağrısı başka bir sağlık sorununa işaret etmez.” dedi.

Soğuk havalarda hassasiyet hisseden kişilerin öncelikle diş hekimine muayene olması ve hassasiyet probleminin kaynağının belirlenmesi gerektiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hatalı, yatay veya çok sert fırçalamaya bağlı dişeti çekilmeleri, aşınmaların bulunduğu ve diş hassasiyetine neden olduğu durumda hastaya doğru fırçalama tekniği anlatılmalı. Günde iki defa orta sertlikte bir diş fırçası ile dişlerimizi fırçalamak ve günde bir defa diş ipi kullanımı, dişleri çok sert olmayacak şekilde ve dişetinden dişe doğru fırçalamak problemlerin oluşumunu ve ilerlemesini azaltır.  Bireylerin düzenli olarak asitli yiyecek ve içecek tüketmeleri dişlerin mine tabakasını aşındırarak, dentin tabakasının açığa çıkmasına ve dişlerde hassasiyet hissedilmesine yol açar.”

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Yeni yılda soğuk havaya dikkat! Diş sağlığına zarar verebilir! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 01 Jan 2025 12:04:03 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/01012025153127_b6efe5812d074ffc153e43e771f7ce89.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/01012025153127_b6efe5812d074ffc153e43e771f7ce89.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/01012025153127_b6efe5812d074ffc153e43e771f7ce89.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çürüyen süt dişleri çene yapısını etkileyebilir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-curuyen-sut-disleri-cene-yapisini-etkileyebilir-16002.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-curuyen-sut-disleri-cene-yapisini-etkileyebilir-16002.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Süt dişleri, çocukların sağlıklı ağız ve çene yapısının gelişimi için kritik bir role sahiptir. Geçici olsalar da, süt dişleri çene yapısının sağlıklı gelişimini destekler. Peki, çürüyen süt dişleri çocukların çene yapısını olumsuz etkiliyor mu? Uzmanı, süt dişlerinin çene yapısındaki rolüne dikkat çekti.İSTANBUL (İGFA) - Süt dişleri, çocuğun ilk yıllarındaki beslenme, konuşma ve çiğneme fonksiyonlarını yerine getirmesine yardımcı olur. Aynı zamanda, daimi dişlerin çıkması için doğru pozisyonların oluşmasına katkı sağlar.

Çürükler dolayısıyl aerken kaybedilen süt dişleri, bu görevleri yerine getiremez hale gelir ve çene yapısında bozulmalara neden olabilir.

Dr. Öğr. Üyesi Merve Nur Aydın, çürükler tedavi edilmediğinde dişte enfeksiyona yol açar ve dişin erken çekilmesinin gerekebileceğini belirterek, "Erken diş kayıpları, çocuğun diş yapısında kaymalar ve çapraşıklıklar oluşturabilir. Boş kalan diş boşluğuna diğer dişler kayabilir ve bu da ileride dişlerin yanlış konumda çıkmasına neden olur. Ayrıca, çenede asimetrik gelişim, kapanış bozuklukları ve hatta diş eti problemleri de ortaya çıkabilir" dedi.



"Çürüyen ve tedavi edilmeyen süt dişleri, çene kemiklerinin sağlıklı gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir" diyen Dr. Aydın, "Dişler, çiğneme ve konuşma gibi aktiviteler sırasında çene kaslarının ve kemiklerinin gelişimini uyarır. Bu uyarı eksik olduğunda, çene yapısında şekil bozuklukları görülebilir. Ayrıca, diş kayıpları çocuğun konuşma yeteneğini etkileyebilir ve beslenme sorunlarına yol açabilir" diye konuştu.

Çürüklerin önlenmesi ve erken tedavisi, süt dişlerinin korunmasında büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Aydın, "Düzenli diş hekimi kontrolleri, çocuğun ağız hijyenine dikkat edilmesi ve dengeli bir beslenme alışkanlığı, çürük riskini azaltır. Diş çürükleri başladığında, erken müdahale ile hem dişlerin korunması sağlanır hem de çene yapısında oluşabilecek bozukluklar önlenir" dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Çürüyen süt dişleri çene yapısını etkileyebilir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 23 Dec 2024 06:38:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23122024100838_12a9d9611ebab9fd860762ce16666a1f.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23122024100838_12a9d9611ebab9fd860762ce16666a1f.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/23122024100838_12a9d9611ebab9fd860762ce16666a1f.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri beyaz önlüklerini giydi
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-dis-hekimligi-fakultesi-ogrencileri-beyaz-onluklerini-giydi-15971.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-dis-hekimligi-fakultesi-ogrencileri-beyaz-onluklerini-giydi-15971.html</link>
                    <description><![CDATA[Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri beyaz önlüklerini giydi
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde eğitim gören öğrenciler, Atatürk Konferans Salonu’nda düzenlenen beyaz önlük giyme töreni ile önlüklerini giydi.Akdeniz Üniversitesi’nin YÖKAK kalite akreditasyonu ve araştırma üniversitesi olmak için attığı adımlar hakkında bilgiler paylaşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker, “Akdeniz Üniversitesi; 24 fakültesi, 12 yüksekokulu, yaklaşık 60 binin bazen 70 bine yakın öğrencinin eğitim öğretim gördüğü, 7 enstitünün olduğu büyük bir kurum. Diş Hekimliği Fakültemiz üniversitemizin önemli fakültelerinden birinde eğitimin ilk aşamasını tamamladınız. Preklinik kısmına geçerek şimdi mesleğinize adım atacaksınız. Bu anlamda sizi bugüne getiren ailenizi, yakınlarınızı, akrabalarınızı tebrik ediyorum. Aynı zamanda hocalarımızı tebrik ediyorum” dedi.Öğrencilerin düzenlenen bu törenle diş hekimliğine biraz daha yaklaştıklarını ifade eden Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alper Kuştarcı, “Diş hekimliği eğitiminde ilk 3 yıl bizim için çok önemli çünkü dördüncü sınıfa yani hastayla asıl temasın olacağı o güne hazırlıkla geçer bizler buna preklinik aşaması deriz. Hem teorik hem uygulamalı olarak yoğun bir eğitim alırlar. Ancak üçüncü sınıfın ikinci döneminden itibaren öğrencilerimiz kliniklere geçerler ve kliniklerle tanışmaya başlarlar. Gözetmen öğrenci statüsüyle kliniklere geçerler ve burada artık yavaş yavaş da hasta tedavilerine geçip basit tedavileri yapmaya başlayıp o ilk kontağı hastalarımızla kurmaya başlarlar. Çok önemli bir süreçtir” dedi.Giyilen beyaz önlüklerin kıyafet veya forma olmadığını söyleyen Kuştarcı, “Bilgiyi, sorumluluğu, etik değerlere bağlı ve insanlara hizmet misyonunun bir sembolü olarak nitelendiriyoruz beyaz önlüğü. Diş hekimliği mesleği de sadece bilgi ve beceri temelli olmayıp bunun arkasında empati, sabır ve insan sevgisi, hoşgörünün içerisinde olduğu bir meslek. Biz öğretim üyeleri olarak akademik personel olarak öğrencilerimize eğitimleri verirken tedavi yaparken yanında mutlaka vicdanlı ve hoşgörülü bir şekilde davranmaları gerektiğini öğretiyoruz. Bu süreçte eğitim öncesinde hem de mezuniyet sonrasında rehberlik etmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu. Kuştarcı öğrencilerin eğitiminde emeği geçen öğretim üyelerine teşekkür ederek konuşmasını tamamladı. Konuşmaların ardından öğretim üyeleri, öğrencilere önlüklerini giydirdi.Törene; Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alper Kuştarcı, Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Ömer Kırmalı, Doç. Dr. Nezahat Arzu Kayar, öğretim üyeleri, öğrenciler ve aileleri katıldı. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri beyaz önlüklerini giydi
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 13 Dec 2024 14:03:30 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13122024170330_c27d4f0e943b4ca173792deb39f9951a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13122024170330_c27d4f0e943b4ca173792deb39f9951a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13122024170330_c27d4f0e943b4ca173792deb39f9951a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Göğüs ağrınızın nedeni “kalp gribi” olabilir
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-gogus-agrinizin-nedeni-kalp-gribi-olabilir-15958.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-gogus-agrinizin-nedeni-kalp-gribi-olabilir-15958.html</link>
                    <description><![CDATA[Göğüs ağrınızın nedeni “kalp gribi” olabilir
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuna Katırcıbaşı, influenza adı verilen virüsün yol açtığı gribin bir mevsim hastalığı olarak önemsenmediğini ancak hesapta olmayan ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.Medline Adana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuna Katırcıbaşı, grip virüsünün, akciğeri tuttuğunda zatürreye, kalbe yerleştiğinde ise miyokardit adı verilen bir kalp hastalığına neden olabildiğini belirterek, “Özellikle kış aylarında soğuk algınlığı veya grip gibi yaygın viral enfeksiyonlar sonrası görülme ihtimali bulunan bu durum, halk arasında “kalp gribi” olarak biliniyor. Kalp gribin nadir görülen ancak ciddi sonuçlara yol açabilecek bir sorun” dedi.Grip virüsü kalp kasını etkiliyorProf. Dr. Katırcıbaşı, kalp gribi, tıp literatüründe “viral miyokardit” olarak adlandırılan ve genellikle viral enfeksiyonlar sonucunda ortaya çıkan bir kalp kası iltihabı olarak tanımlayarak, “Virüsler, kimi zaman doğrudan kalp kasını enfekte ederek ya da bağışıklık sisteminin aşırı tepkisine neden olarak miyokarditi tetikleyebiliyor. En sık rastlanan etkenler arasında Coxsackie virüsleri, adenovirüsler ve influenza virüslerinin yer alıyor” dedi.Erkeklerde daha sık görülüyorKış aylarında oldukça sık rastlanan gribin yayılım gösterdiği organların başında akciğer ve kalp geliyor. Bunun sonucu gelişen kalp gribi ise daha çok 20-50 yaş arasındaki erkeklerde görülüyor. Prof. Dr. Katırcıbaşı, bu durumun nedenini, kalp damar hastalıklarının erkeklerde kadınlara oranla daha sık gelişmesi ve erkek kalbinin bu hastalıklara karşı daha duyarlı olması şeklinde açıkladı.Belirtiler soğuk algınlığı ile benzeşiyor“Kalp gribi, hafif bir soğuk algınlığı belirtileri ile başlayabilir. Bu belirtiler daha sonra yerini nefes darlığı, çarpıntı ve özellikle de batıcı özelliğe sahip göğüs ağrısına bırakır. Bazı durumlarda grip benzeri belirtiler geride kalırken, altta yatan kalp kası hasarı devam eder. Şiddetli vakalarda, kalp yetersizliği veya düzensiz kalp ritimleri gibi ciddi sonuçlara yol açabilir” diyen Prof. Dr. Katırcıbaşı, bu belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.Tedavi edilmezse kalıcı sorunlara yol açıyor“Kalp gribi tedavi edilmezse, kalp kasında kalıcı hasara, kalp ritim bozukluklarına ve kalp yetmezliği gibi ciddi sorunlara yol açabilir” diyen Prof. Dr. Katırcıbaşı, bu nedenle özellikle viral enfeksiyonlar sonrasında ortaya çıkan şiddetli semptomlarda zaman kaybetmeden, kontrol amaçlı olarak bir sağlık kuruluşuna başvurulmasını tavsiye etti.Farkındalık hayat kurtarıyorGrip gibi yaygın enfeksiyonların yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda kalp sağlığını da etkileyebileceğinin akıldan çıkartılmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Katırcıbaşı, “Kalp gribi, hayatı tehdit edebilen ciddi bir sağlık sorunudur. Bu nedenle viral enfekyonlara karşı alınan genel tedbirlerin özellikle kış aylarında daha titiz bir şekilde uygulaması gerekir” diye konuştu.Prof. Dr. Katırcıbaşı, bazı önlemleri de şu şekilde sıraladı:“Grip aşısı olmakBağışıklık sistemini güçlü tutmakEnfeksiyonlardan korunmak için hijyen kurallarına uymakKalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınmakBulunulan ortamı sık-sık havalandırmakKişisel el hijyenine dikkat etmekMaske kullanmakDüzenli sağlık kontrollerini aksatmamak” ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Göğüs ağrınızın nedeni “kalp gribi” olabilir
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 13 Dec 2024 14:02:25 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13122024170225_c89e21334f4c02c051bbcd2eed1208fe.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13122024170225_c89e21334f4c02c051bbcd2eed1208fe.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/13122024170225_c89e21334f4c02c051bbcd2eed1208fe.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Psikolog Şimşek: “Hediye alma zorunluluğu ekonomik sıkıntılar yaşayan bireylerde kaygı ve suçluluk hissini tetikleyebilir”
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-psikolog-simsek-hediye-alma-zorunlulugu-ekonomik-sikintilar-yasayan-bireylerde-kaygi-ve-sucluluk-hissini-tetikleyebilir-15932.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-psikolog-simsek-hediye-alma-zorunlulugu-ekonomik-sikintilar-yasayan-bireylerde-kaygi-ve-sucluluk-hissini-tetikleyebilir-15932.html</link>
                    <description><![CDATA[Psikolog Şimşek: “Hediye alma zorunluluğu ekonomik sıkıntılar yaşayan bireylerde kaygı ve suçluluk hissini tetikleyebilir”
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Psikolog Buse Şimşek, “Yılbaşı dönemi, ekonomik olarak tüketim beklentisinin arttığı bir dönemdir. Hediye alma zorunluluğu, dışarıda yapılan kutlamaların maliyeti ve her şeyin “en iyisi” olmasına yönelik baskı, özellikle ekonomik zorluklar yaşayan bireylerde kaygı ve suçluluk hissini tetikleyebilir” dedi.Yaklaşan yeni yıl toplumun dayattığı neşe, mutluluk ve başarı beklentileri çoğu bireyin kendisiyle ve hayatıyla ilgili sorgulama sürecine girmesine neden oluyor.“Yeni yıl kararları, bireylerin hayatlarında kontrol sahibi olduklarını hissetmelerini sağlar”Konuyla ilgili Onma Psikoloji’den Psikolog Buse Şimşek, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Psikolog Şimşek, “Toplumun dayattığı neşe, mutluluk ve başarı beklentileri çoğu bireyin kendisiyle ve hayatıyla ilgili sorgulama sürecine girmesine neden olur. Ve böylece bu dönem kişiye derin bir duygusal yük ve stres kaynağı oluşturur. Yeni bir yılın gelişi sıklıkla umut ve motivasyon duygularıyla ilişkilendirilir. Birçok kişi, yılbaşı zamanı geçmiş yılı değerlendirirken kendine yeni hedefler belirler. “Yeni bir başlangıç” fikri, özellikle zor bir yıl geçirenler için güçlü bir iyileşme kaynağı olurken kendilerine olan inancı arttırabilir. Yeni yıl kararları, bireylerin hayatlarında kontrol sahibi olduklarını hissetmelerini sağlar ve geleceğe yönelik daha pozitif bir tutum sergilemelerine yardımcı olur” ifadelerini kullandı.“Her zaman olumlu duygular olmaz”Yeni yılın her zaman kişide olumlu duygular oluşturmadığına dikkat çeken Psikolog Şimşek, daha sonra şunları söyledi:“Yeni yılın başlangıcı her zaman kişide olumlu duygulara neden olmaz. Bunun aksine “ yeni bir sayfa açma” beklentisi, gerçekçi olmayan hedefler ve belirlenen hedeflere ulaşamama korkusu, kişiye stresi getirir. Bazı kişilerde bu dönem, geçen senenin hedefleri gerçekleşmediyse hayal kırıklığı ve yetersizlik hissini de beraberinde getirir. Özellikle mükemmeliyetçi kişilerde anksiyete ve motivasyon kaybına neden olabilir. Sosyal medya ve reklamlar, “mutlu olma” ve “başarıyı kutlama” temalarını sürekli vurgulayarak kişiler üzerinde baskı oluşturur. Genelde aile ve arkadaşlarla bir araya gelme dönemi yılbaşı kutlamalarıdır. Ancak, yalnız yaşayan ve güçlü bir sosyal çevresi olmayan kişiler için bu temalarla sıkça karşılaşmak yalnızlık hissini daha da derinleştirebilir. Özellikle de kayıp yaşamış bireylerde yaş sürecini yeniden tetikleyebilir.”“Yılbaşı, kaygı ve suçluluk hissini tetikleyebilir”Yılbaşının tüketimlerinde arttığı bir dönem olduğuna dikkat çeken Psikolog Buse Şimşek, “Yılbaşı dönemi, ekonomik olarak tüketim beklentisinin arttığı bir dönemdir. Hediye alma zorunluluğu, dışarıda yapılan kutlamaların maliyeti ve her şeyin “en iyisi” olmasına yönelik baskı, özellikle ekonomik zorluklar yaşayan bireylerde kaygı ve suçluluk hissini tetikleyebilir. Yılbaşı, bireylerin geçmişlerini sorguladığı ve geleceğe dair planlar yaptığı bir dönemdir. Bu sorgulama süreci, kişinin yaşamında değişim ihtiyacını fark etmesine yol açabilir. Kariyer, ilişkiler veya kişisel gelişim gibi konularda değişiklik yapma isteği, kişide hem motivasyon hem de kaygı oluşturur. Her iki duygunun da doğal olduğunu kabul etmek, onları daha iyi yönetmeye yardımcı olur.”“Yılbaşı, yeni hedefler belirlememiz için bize fırsatlar sunar”Ayrıca Psikolog Şimşek, yılbaşında olumlu etkilerinin artması ve olumsuz duyguları en aza irca etmek için şunların yapılması gerektiğini vurguladı:“Kendinize şefkatli olun, gerçekçi hedefler belirleyin, geçen yılın öğrettiklerine odaklanın, sosyal medyanın üzerinizdeki etkisini kontrol edin, ekonomik planlama yapın, sosyal bağlantılara öncelik verin, baş edemediğiniz noktalarda destek alın. Yılbaşı, geçmişimizi geride bırakıp yeni hedefler belirlememiz için bize fırsatlar sunar. Gereksiz bir baskının içine hapsolmak yerine, bu dönemi bir fırsat olarak görmeliyiz. Ayrıca geçmiş yüklerimizi geride bırakarak ileriye daha sağlıklı bakmalıyız.” ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Psikolog Şimşek: “Hediye alma zorunluluğu ekonomik sıkıntılar yaşayan bireylerde kaygı ve suçluluk hissini tetikleyebilir”
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Dec 2024 09:16:38 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/10122024121638_cd675c31344c0449e5fc7297d18ca6bc.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/10122024121638_cd675c31344c0449e5fc7297d18ca6bc.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/10122024121638_cd675c31344c0449e5fc7297d18ca6bc.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sosyal medyada hastalık aramak: “Sağlığınızdan olmayın”
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-sosyal-medyada-hastalik-aramak-sagliginizdan-olmayin-15920.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-sosyal-medyada-hastalik-aramak-sagliginizdan-olmayin-15920.html</link>
                    <description><![CDATA[Sosyal medyada hastalık aramak: “Sağlığınızdan olmayın”
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Levent Yılık, sosyal medyanın sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, doğru bilgiye ulaşmanın artık zorlaştığını ve yanlış bilginin sağlık açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini açıkladı. Yılık, “Bazı hastalar, sosyal medyadan öğrendikleri yanlış bilgilerle polikliniklere geliyor. Kendi teşhislerini koymuş ve tedavi yöntemlerini seçmiş oluyorlar. Hatta doktor önerilerini reddederek tedavi şanslarını kaybediyorlar” dedi.Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği (TKDCD) tarafından düzenlenen 18. Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği (TKDCD) Ulusal Kongresi için Antalya’da bulunan Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Levent Yılık, sosyal medya kullanımının beden sağlığı ve doktor hasta ilişkisine etkisi hakkında değerlendirmelerde bulundu.“Kaygı bozukluğu yaygınlaşıyor”Prof. Dr. Levent Yılık, internetin bilgiye erişimde kolaylık sağladığını ancak yanlış bilgiyle dolu bir platform haline geldiğini ifade etti. “Kurumsal hastanelerin ve üniversitelerin yayınladığı bilgilere güvenilebilir. Ancak sosyal medyada yayılan kişisel verilere temkinli yaklaşılmalı” diyen Yılık, doğru bilgiye ulaşmanın hayati önem taşıdığını belirtti. Yılık, sosyal medyanın kaygı bozukluğunu artırdığını şu sözlerle açıkladı:“İnsanlar, sosyal medyada okudukları hastalık belirtilerini kendilerinde varmış gibi hissediyor. Bu durum, psikolojiyi olumsuz etkileyerek kaygı bozukluğuna yol açıyor. Tıp fakültesinde hastalıkları öğrenirken bu durumun hafif bir versiyonunu biz de yaşardık.”“Yanlış bilgi tedavi şansını kaçırıyor”Sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerin, hasta ve doktor arasındaki ilişkiyi zorlaştırdığını belirten Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Yılık, “Bazı hastalar, sosyal medyadan öğrendikleri yanlış bilgilerle polikliniklere geliyor. Kendi teşhislerini koymuş ve tedavi yöntemlerini seçmiş oluyorlar. Hatta doktor önerilerini reddederek tedavi şanslarını kaybediyorlar” dedi.“Erken teşhis hayat kurtarır”İlaçlar ve tedaviler hakkında yapılan yorumlara da değinen Prof. Dr. Levent Yılık, prospektüslerde yazan her komplikasyonun ortaya çıkma ihtimalinin çok düşük olduğunu hatırlattı. Yılık, “Bir ilaç ya da tedavi yöntemi, defalarca denenip güvenli olduğu kanıtlandıktan sonra kullanıma girer. Doktorunuzun önerdiği tedaviye güvenin ve kendi başınıza kararlar almayın” ifadelerini kullandı.“Doğru bilgiye ulaşım hayati önem taşıyor”Sağlık konusunda sosyal medyanın doğru bir şekilde kullanılmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Levent Yılık, yanlış bilgilerin hastalıkların tedavisini geciktirebileceğini belirtti. Yılık, “Erken teşhis, tedavinin başarısı için kritiktir. Sağlık sorunlarınızı mutlaka bir hekimle paylaşın ve sosyal medya bilgileriyle hareket etmeyin” diyerek, toplumu bu konuda bilinçlenmeye davet etti. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sosyal medyada hastalık aramak: “Sağlığınızdan olmayın”
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 30 Nov 2024 10:27:19 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/30112024132719_f7f01d83781777164730ae0dea67125c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/30112024132719_f7f01d83781777164730ae0dea67125c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/30112024132719_f7f01d83781777164730ae0dea67125c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Depresyon kadınları “Kalp’ten” vuruyor
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-depresyon-kadinlari-kalpten-vuruyor-15906.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-depresyon-kadinlari-kalpten-vuruyor-15906.html</link>
                    <description><![CDATA[Depresyon kadınları “Kalp’ten” vuruyor
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Murat Sargın, kadınlarda depresyonun kardiyovasküler hastalık riskini ciddi şekilde artırdığına dikkat çekti. Depresyonun bireyin yaşam tarzını ve sağlık alışkanlıklarını olumsuz etkilediğini belirten Sargın, bu durumun özellikle kadınlarda kalp ve damar hastalıklarına yol açtığını vurguladı.Depresyon, bireyin hayatla bağını azaltarak fiziksel sağlığına özen göstermesini engelliyor. Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği (TKDCD) tarafından düzenlenen 18. Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği (TKDCD) Ulusal Kongresi’nde açıklamalarda bulunan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Sargın, kadınlarda kardiyovasküler hastalıkları ele aldığı sunumunda psikososyal faktörlerin de hastalıkların oluşumunda risk faktörlerinden biri olduğunu dile getirdi.Kadınlarda depresyon ve kalp hastalıkları riskiDoç. Dr. Sargın, depresyonun kadınlarda kardiyovasküler hastalık riskini yüzde 64 oranında artırdığını belirtti. Sosyal izolasyon ve bakım verme rollerinin kadınlar üzerinde kronik strese neden olduğunu ifade eden Sargın, depresyondaki kadınlarda kalp ve damar hastalıklarının görülme oranının yüzde 50-60 daha fazla olduğunu söyledi.Depresyon kalp sağlığını nasıl etkiliyor?Depresyonun insan üzerinde yaptığı etkilere değinen Sargın, bu durumu şu sözlerle açıkladı: “Depresyondaki bir kişi dışarı çıkmıyor, güneş ışığı almıyor, ilaçlarını kullanmıyor ve etrafıyla ilişiğini kesiyor. Stres seviyesi artıyor ve buna sigara gibi zararlı alışkanlıklar da eklenebiliyor. Tüm bunlar kalp ve damar hastalıklarının risk faktörlerini artırıyor.”Sosyal destek hayati önem taşıyorDoç. Dr. Sargın, depresyonun getirdiği yalnızlığın, bireylerin doktora başvurmasını engellediğini ancak sosyal çevresi tarafından desteklenen bireylerin, tedavi süreçlerine daha kolay ikna edildiğini kaydederek, sürecin zorluklarını şu sözlerle aktardı: “Depresyondaki bir hastayı doktora yönlendirmek sosyal çevre desteği olmadan oldukça zor. Yakın çevresi bu süreçte önemli bir rol oynuyor."Ruh ve beden sağlığı birlikte ele alınmalıDoç. Dr. Murat Sargın, son olarak depresyon ve kalp-damar sağlığı arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Sargın, hastaların ruhsal durumunun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, depresyon tedavisinin, kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi açısından da hayati öneme sahip olduğunu belirtti. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Depresyon kadınları “Kalp’ten” vuruyor
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 29 Nov 2024 10:14:50 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024131450_b0c348e115419eeae600be27bfd6438a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024131450_b0c348e115419eeae600be27bfd6438a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024131450_b0c348e115419eeae600be27bfd6438a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kışın bu 5 gıdayı sofranızdan eksik etmeyin
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-kisin-bu-5-gidayi-sofranizdan-eksik-etmeyin-15888.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-kisin-bu-5-gidayi-sofranizdan-eksik-etmeyin-15888.html</link>
                    <description><![CDATA[Kışın bu 5 gıdayı sofranızdan eksik etmeyin
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Diyetisyen Gizem Akgül, kış aylarında bağışıklık sisteminin sebze ve meyvelerle desteklenmesi gerektiğine dikkat çekerek, sofralardan eksik etmemek gereken, kansere karşı koruyucu, antioksidan özellikler taşıyan, bolca vitamin içeren 5 gıda hakkında bilgi verdi.Sebzeler ve meyvelerin çevresel şartlara dayanıklılığımızı artırmak için fenolik bileşikler içerdiğini belirten Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Akgül, bu fenolik bileşiklerin antioksidan, bağışıklık güçlendirici, kansere, mikroplara, enflamasyona ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu özellik gösterdiğini söyledi. Hastalıklara karşı korunmak ve güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli ve yeterli beslenirken antioksidan içeren gıdalara önemli bir yer açmak gerektiğini vurgulayarak bunların faydalarını sıraladı.“Kanser ve prostat hastalıklarına karşı bal kabağı çekirdeği”Bal kabağı çekirdeğinin protein, beta karoten, tokoferol ve PUFA (çoklu doymamış yağ asitleri), E vitamini ve fenolik bileşikler bakımından zengin olduğunu aktaran Diyetisyen Akgül, “Bal kabağı çekirdeği fosfor, magnezyum, demir, çinko, potasyum, manganez mineralleri içermektedir. 100 gr bal kabağı çekirdeği yaklaşık; 6 gr lif ve 30 gr protein içermektedir. Lif içeriği sayesinde bağırsaklarınıza dost gıdalardan biridir. Antioksidan, inflamasyonlara karşı koruyucu, hiperglisemi kontrolüne yardımcı, inflamasyonlara, kansere ve prostat hastalıklarına karşı koruyucu etki göstermektedir” dedi. Ancak enerji içeriğinin yüksek olduğu için porsiyonları kontrol etmek gerektiği uyarısında bulundu.“Bal, yüzyıllardır bağışıklık sistemini korumada kullanılıyor”Arıların ürettiği balın faydalarının yüzyıllardır bilindiğine işaret eden Diyetisyen Akgül, balın bağışıklık sistemini güçlendiren, antimikrobiyal, kansere karşı koruyucu özellik taşıdığını söyledi. Ana bileşenleri su ve karbonhidrattan oluşan balın yapısında antioksidan özellik gösteren fenolik bileşikler bulunduğunu belirterek, “Bal öksürüğe iyi gelen, balgam söktürücü, boğaz ağrısı semptomlarının azalmasına yardımcı olan, içerdiği enzimler sayesinde sindirimi kolay, prebiyotik içeren, yaraların iyileşmesine yardımcı olan pek çok hastalığa karşı koruyan ve tedaviye katkı sağlayan fonksiyonel bir gıdadır. Bal içerdiği B grubu kompleks vitaminler ve C vitamini ile bağışıklığınızı destekler” diye konuştu.“Brokoli çok faydalı ancak pişirme yöntemine dikkat edin”Diyetisyen Akgül, brokolinin bağışıklık sistemini destekleyen fitokimyasallar ve antioksidan ile kansere karşı mücadeleyi güçlendiren glukosinolat bakımından oldukça zengin olduğunu dile getirdi. Brokoli ailesine brüksel lahanası, karnabahar, yer elması, kıvırcık, mor ve karalahanayı da ekleyen Diyetisyen Akgül, şunları aktardı:“Brokoli lif, A,C ve K vitamini, polifenoller, potasyum, folat, demir gibi mineraller içermektedir. 2013 yılında yapılan bir çalışmada brokolinin; domates, havuç, üzüm ve patlıcandan daha yüksek fitokimyasal içerdiği tespit edilmiştir. Brokolinin kansere karşı da koruyucu etkisi bulunmaktadır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Ancak gıdalardan en iyi verimi almak için depolama, hazırlama ve pişirme yöntemlerine dikkat edilmelidir. Yüksek sıcaklıkta C vitamini kaybı olmaktadır.”“Orta kalorili bir vitamin deposu: Kırmızı pancar”Kırmızı pancarın karbonhidrat, nişasta, protein, vücut için gerekli aminoasitler, yağ asitlerini içeren, vitaminler ve mineraller açısından zengin, orta kalorili bir gıda olduğunun altını çizen Diyetisyen Akgül, bu gıdanın antioksidan, E, K, C ve A vitaminleri açısından zengin olduğunu, önemli oranda B vitamini ile ayrıca folik asit, magnezyum, potasyum, kalsiyum, manganez, sodyum, bakır, fosfor, çinko, demir içerdiğini söyledi. Doğal kırmızı gıda pigmentleri içeren, biyoaktif bileşikler açısından son derece zengin bir sebze olan kırmızı pancarın sağlığa olumlu etkileri bulunan betalain içerdiğini ve en güçlü antioksidan özelliklere sahip ilk on sebze arasında yer aldığını anlattı.Diyetisyen Akgül, kırmızı pancarın çalışmalarla kanıtlanmış sağlık yararları arasında antioksidan, depresyona, bakterilere, virüslere, mikroplara karşı koruyucu, kolesterol önleyici, karaciğer koruyucu ve bağışıklık güçlendirici etkileri bulunduğunu; hipertansiyon, diyabet, kanser ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ifade etti. İçerdiği antioksidanların kolon kanserine karşı koruyucu olduğunu da sözlerine ekledi. Pancarın aynı zamanda iyi de bir posa kaynağı olduğunu ve tuvalete çıkışı rahatlatarak boşaltım süresini kısalttığını dile getirdi.“Grip olduğunuzda özellikle turp tüketin”Karnabahar, brokoli, lahana gibi turpgiller sınıfında yer alan sebzelerin pek çok hastalığa karşı koruyucu bulundurduğunu vurgulayan Diyetisyen Akgül, “Turp içerdiği antioksidanlar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. C vitamini de içeren turp, DNA hasarının önlenmesi için de önemli bir kök sebzedir. Hücrelerin yapısı üzerine olumlu etki gösterir ve kansere, virüs ve bakterilere karşı koruyucu etki gösterir. Özellikle gribal enfeksiyonlar gibi bağışıklığın desteklenmesi gereken durumlarda bağışıklığınızı desteklemek için turpu farklı şekillerde üzerine limon sıkarak, bal ile tatlandırarak da tüketebilirsiniz” diye konuştu. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kışın bu 5 gıdayı sofranızdan eksik etmeyin
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 29 Nov 2024 06:36:24 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024093624_f7d5e033d0302dd9eef8a37321c2377a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024093624_f7d5e033d0302dd9eef8a37321c2377a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024093624_f7d5e033d0302dd9eef8a37321c2377a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Soğuklarda cildi erken yaşlandırmayın]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-soguklarda-cildi-erken-yaslandirmayin-15904.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-soguklarda-cildi-erken-yaslandirmayin-15904.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kış soğuklarının kendini hissettirdiği bugünlerde gerek havadaki nemin gerekse su tüketiminin azalması cildimizin normalden hızlı yıpranmasına ve yaşlanmasına neden olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri, önemli uyarı ve önerilerde bulundu.İSTANBUL (İGFA)- Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri, kış aylarıyla birlikte bazı cilt hastalıklarının ortaya çıktığını, özellikle ellerde ve dudaklarda egzamanın arttığını gözlemlediklerini belirterek, bazı yanlış yaşam alışkanlıkları da soğuk havalarda cilt hastalıklarının artmasına, cildin erken yaşlanmasına ve kişinin yaşam kalitesinin azalmasına neden olduğu gibi tedavi edilmediğinde bakteriyel enfeksiyonlara da yol açabildiğini söyledi.

Bazı basit ama etkili önlemlerle kış aylarında cilt sağlığını korumanın mümkün olduğunu belirten Dr. Funda Güneri, sıklıkla yapılan hataları ve alınabilecek etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

ÇOK SICAK SU İLE DUŞ ALMAK

Kış soğuklarında banyo yaparken çok sıcak su tercih edilebiliyor ve banyoda uzun zaman geçirebildiğini kaydeden Dr. Güneri, "Ancak çok sıcak sudan kaçınmak, ılık suyla banyo yapmak ve süreyi en fazla 15 dakika ile sınırlamak gerekir. Çünkü çok sıcak su ile banyo yapmak cildi kurutup tahrişe neden olarak cilt sağlığına da zarar verebiliyor" dedi.

Kışın özellikle el yıkarken sık yapılan bazı hatalar, ellerde yara oluşumuna, egzamaya, cildin kurumasına ve kırışıklığın artmasına neden olabildiğini söyleyen Dr. Güneri, "Elleri gün içerisinde aşırı yıkamaktan kaçınmalı, çok sıcak suya ve deterjana maruz bırakmamalı, bulaşık yıkarken ince eldiven kullanmalı, güçlü kimyasallar içeren sabunlardan uzak durmalı, nemlendirici içerikli ve özellikle PH dengeli sabun kullanmalı, sabun ve deterjan kalıntılarının ciltte kalmaması çin mutlaka çok iyi durulamalı ve ardından mutlaka kurulamalısınız" dedi.

NEMLENDİRİCİ ALIRKEN KOKUSUNA VE AMBALAJINA ALDANMAK

Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Güneri, nemlendirici alırken özellikle ambalajına ve güzel kokusuna aldanılabildiğini belirterek, içeriğine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

Özellikle; paraben, petrol türevleri, alkol, yapay kokular ve sentetik boyalar bulunan nemlendiriciler cilde fayda yerine ciddi zararlar verebildiğini belirten Güneri, "Uzun vadede alerjiden solunum problemlerine, cilt tahrişinden kansere dek ciddi hastalıklara neden olabilir" dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Soğuklarda cildi erken yaşlandırmayın - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 28 Nov 2024 14:38:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024113820_0ef212c9dba85790d1fc435994298c10.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024113820_0ef212c9dba85790d1fc435994298c10.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/29112024113820_0ef212c9dba85790d1fc435994298c10.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Soğuk havanın omurga sağlığı üzerindeki 5 olumsuz etkisi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-soguk-havanin-omurga-sagligi-uzerindeki-5-olumsuz-etkisi-15865.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-soguk-havanin-omurga-sagligi-uzerindeki-5-olumsuz-etkisi-15865.html</link>
                    <description><![CDATA[Soğuk havanın omurga sağlığı üzerindeki 5 olumsuz etkisi
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, omurga sağlığını korumanın uzun vadede yaşam kalitesini artıracağını söyledi.
Medline Adana Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, soğuk hava şartlarının gündelik yaşamı zorlaştırırken bundan fiziksel sağlığın da payını aldığını kaydederek, “Bu durumdan belki de en çok omurgamız etkileniyor. Buna ise genel olarak insan vücudunun soğuk havalarda kasları, eklemleri ve kemikleri korumak amacıyla daha fazla gerilim oluşturması neden oluyor” dedi.
Omurga sağlığını korumanın uzun vadede yaşam kalitesini artıracağını belirten Dr. Emine Bukan Arıca, soğuk havanın omurga sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini anlattı.
Dr. Arıca, olumsuz etkilerden korunmak için şu 5 öneriyi sıraladı:
1. Kas sertliği ve spazmları
Soğuk havalar, vücutta kas gerilimini artırır. Kaslar soğuk ortamda daha hızlı sertleşir ve hareket etmede zorlanır. Bu durum, omurgayı çevreleyen kaslarda spazmlara ve sertleşmelere yol açar. Omurgadaki bu kas gerilimleri, sırt ve bel ağrılarını tetikleyebilir, mevcut omurga problemlerini de kötüleştirebilir. Özellikle bel fıtığı veya skolyoz gibi sorunlar soğuk havanın etkisiyle daha da can sıkıcı hale gelebilir.
2. Hareket kısıtlılığı
Soğuk havada vücut, ısısını korumak için enerji harcar ve kaslar daha az esnek hale gelir. Bu durum, insanların normalde rahatça gerçekleştirebildikleri hareketleri zorlaştırır. Özellikle egzersiz yapmayan bireylerde bu hareketsizlik omurganın çevresindeki kasları zayıflatır ve zamanla omurganın daha fazla yük taşımasına yol açar. Uzun süre hareketsiz kalmak, omurgadaki disklerin ve eklemlerin zorlanmasına neden olabilir.
3. Aşırı yüklenme ve duruş bozuklukları
Soğukta ağır eşyaların kaldırılması veya uzun süreli oturmak, omurga üzerine fazladan yük bindirir ve ağrıların artmasına davetiye çıkartır. Ayrıca soğuk havalarda vücut otomatik olarak daha sıkı bir duruş sergilemeye eğilimlidir; insanlar, soğuktan korunmak için vücutlarını bükerek, sırtlarını daha yuvarlak tutmaya çalışırlar. Bu duruş bozuklukları omurgaya olan baskıyı artırır ve uzun vadede omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir.
4. Kan dolaşımının zayıflaması
Soğuk hava, kan damarlarını daraltarak kan dolaşımını yavaşlatır. Bu durum, omurganın çevresindeki dokulara daha az oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden olur. Uzun süreli yetersiz kan dolaşımı, omurga sağlığını olumsuz etkileyebilir ve doku hasarına yol açabilir. Özellikle yaşlı bireylerde kan dolaşımının zayıf olması omurga sağlığını daha da tehlikeye sokar.
5. Soğuk hava ve eklem ağrıları
Omurgadaki eklemler, soğuk hava nedeniyle şişebilir ve ağrıyabilir. Soğuk, eklem sıvısının akışkanlığını azaltarak eklem hareketliliğini kısıtlar. Bu durum, omurgadaki faset eklemleri gibi hareketli eklemlerin ağrımasına hatta iltihaplanmasına yol açabilir. Özellikle romatizmal hastalıkları olan kişiler, soğuk havalarda bu tür ağrılardan daha fazla şikayetçi olurlar.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Soğuk havanın omurga sağlığı üzerindeki 5 olumsuz etkisi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 28 Nov 2024 08:36:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/28112024113652_16cf5c6087ae8fbe6fafd571bea4e3ba.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/28112024113652_16cf5c6087ae8fbe6fafd571bea4e3ba.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/28112024113652_16cf5c6087ae8fbe6fafd571bea4e3ba.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[6 ay ömrü kaldığı söylendi, sağlığına Antalya’da kavuştu
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-6-ay-omru-kaldigi-soylendi-sagligina-antalyada-kavustu-15850.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-6-ay-omru-kaldigi-soylendi-sagligina-antalyada-kavustu-15850.html</link>
                    <description><![CDATA[6 ay ömrü kaldığı söylendi, sağlığına Antalya’da kavuştu
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 1 sene önce karın ağrısı şikayeti ile hastaneye gidip bağırsaklarında damar tıkanıklığı olduğu tespit edilen ve ameliyat sonucu bağırsaklarından yarısından fazlasının alınması sonucu yaklaşık 6 aylık ömrü kaldığı belirtilen 59 yaşındaki Hekim Tutal, aksine bağırsak uzatma ameliyatıyla yeniden hayatına kavuştu.Van’da yaşayan Hekim Tutal’da 1 sene önce şiddetli karın ağrısı başladı. Tedavi için başvurduğu merkezde bağırsaklarında tıkanıklık görüldüğü için acilen ameliyata alınması gerektiği söylendi. Apar topar ameliyata alınan Tutal, ameliyat sonrasında bağırsağının büyük bir kısmını kaybettiğini ve artık bağırsaklarının kolostomi adı verilen bir yöntemle dışarıya alındığını öğrendi. Hatta ortalama 6 aylık bir ömrünün kaldığı ve bu süreyi de bağırsakları torbada geçirmek zorunda olduğu da iletildi.Bağırsak damarlarının tıkanması sonucu bağırsağının büyük kısmını kaybeden Tutal’a, başka bir çaresi olmadığı söylendi. Ancak kızı Gizem Tutal bu durumu kabullenmedi ve internette babasını kurtaracak bir tedavi yöntemi için araştırma yapmaya başladı. Tutal ailesi Prof. Dr. İsmail Gömceli’ye ulaştı. Sonuçları değerlendiren Prof. Dr. Gömceli hastayı bir süre takip edip ameliyat kararı aldı.“Bağırsakları akordeon yöntemi ile 2 katına çıkarıldı”6 ay ömrü kaldığını öğrenen ve tüm yaşama sevincini kaybeden Hekim Tutal, kendi hayatından tamamen vazgeçti ancak kızı internette yaptığı araştırmalar sonucunda bir çarenin olabileceğini umarak babasını Antalya’ya götürmeye ikna etti. Hekim Tutal’ın sonuçları Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. İsmail Gömceli tarafından değerlendirildi. Bir süre Prof. Dr. Gömceli’nin takibinde olan Tutal için, doktoru yeniden ameliyat olabileceğine karar veri. Prof. Dr. İsmail Gömceli, ameliyatta Tutal’ın yarısından fazlasını kaybettiği bağırsağını özel bir teknikle iki katına çıkarmayı başardı. Ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecinde Tutal’ın beslenme düzenlemesi yapıldı, gerekli destek tedaviler sağlandı ve Tutal ağızdan beslenmeye de başladı.“Kızı sayesinde ölümden döndü”6 ay sonra öleceğini, yaşamak için çaresi olmayan bir durumda olduğunu düşünen Tutal’ın hayatı kızının onu Antalya’ya getirmesiyle tamamen değişti. Bağırsak uzatma ameliyatı ile kısalan bağırsakları uzadı, dışarı alınan bağırsakları yeniden içeriye alındı, ağızdan beslenmeye başladı, iştahı açıldı ve sonrasında hızla verdiği kiloları geri aldı. Kaybettiği sağlığına yeniden kavuşan Tutal yaşadığı süreçle ilgili şunları söyledi; “Bana iyileşmem için hiçbir çare yok demişlerdi ama şimdi eşimle yürüyüşlere bile çıkıyorum. Ameliyat olalı 1 yıl oldu ve kontrol için hocama geldim. Sağlığıma kavuşmama sebep olduğu için kendisine çok teşekkür ediyorum.”“Mutlu bir şekilde Van’a yolcu ediyoruz”Bağırsak uzatma ameliyatını başarıyla gerçekleştiren Prof. Dr. İsmail Gömceli Hekim Tutal’ın durumu hakkında şunları söyledi; “Van’dan gelerek bize başvuran hastamız ilk geldiği haline göre çok iyi bir durumda. 1 sene önce kendisine verdiğimiz destek tedavilerle durumunu kontrol altına aldık ve ameliyata hazırladık. Ameliyatta bir önceki operasyonda yarısından fazlası alınan bağırsaklarını iki katına çıkardık, eş zamanlı olarak açılan kolostomiyi yerine alarak hastanın konforlu bir yaşama geri dönmesini sağladık. Onu sağlıklı görmek bizleri de çok mutlu etti. 1.yıl kontrollerimizi yaptığımız ve durumunu çok iyi gördüğümüz hastamızı yeniden yüzü gülerek memleketine yolcu ediyoruz.” ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[6 ay ömrü kaldığı söylendi, sağlığına Antalya’da kavuştu
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 11:14:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/21112024141446_c397cb2afee6070543427a613a78fb42.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/21112024141446_c397cb2afee6070543427a613a78fb42.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/21112024141446_c397cb2afee6070543427a613a78fb42.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Cildinizi kışa hazırlamak için 10 altın öneri
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-10-altin-oneri-15847.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-cildinizi-kisa-hazirlamak-icin-10-altin-oneri-15847.html</link>
                    <description><![CDATA[Cildinizi kışa hazırlamak için 10 altın öneri
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Medline Adana Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nalan Kükürt, cildimizi kışa hazırlamak ve korumak için önerilerde bulundu.Kükürt, yaptığı açıklamada, "Yaz mevsimi boyunca güneşe maruz kalma, terleme, deniz tuzu ve klorlu havuz suları cildi oldukça yıpratıyor. Ayrıca kışın soğuk ve rüzgarlı havası kan dolaşımını yavaşlatarak cildin yıpranmasına ve erken yaşlılık belirtilerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Hal böyle olunca sonbahar günlerini cildi kışa hazırlamak için bir fırsat olarak değerlendirmek önem kazanıyor. Kış şartları cildimizi olumsuz etkiliyor. Öyle ki cildin kuruluğu, kış aylarında yaza nazaran yaklaşık 10 kat artıyor. Bu gibi dönemlerde cilt bakımında en önemli unsurlar nem, koruma ve beslenme olarak öne çıkıyor" dedi.Kükürt, cildimizi kışa hazırlamak ve korumak şu önerilerde bulundu:"1. Cilt temizliğini ihmal etmeyinÖzellikle sabah ve akşam yapılan cilt temizliği, bakım rutininin temelini oluşturur. Ancak soğuk havalarda aşırı sert temizleyiciler cildin kurumasına yol açabilir. Cildi kurutmayan, nemlendirici özellik taşıyan temizleyiciler tercih edilmelidir. Özellikle içeriklerinde yoğun olarak krem veya süt bulunan ürünler kış için idealdir.2. Cilt tipinize uygun nemlendirici kullanımını artırınSoğuk hava, cildin doğal nem dengesini bozabilir. Bu nedenle kışın nemlendirici kullanımı çok daha kritik hale gelir. Yağ bazlı veya yoğun nemlendirici kremler, cilt bariyerini güçlendirir ve nem kaybını engeller. Gündüz için hafif formüller, gece içinse daha yoğun ve onarıcı bakım yapan ürünler tercih edebilirsiniz.3. Sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınınSıcak su, ciltteki doğal yağları yok ederek cildi kurutabilir. Cildinizi korumak için ılık suyla duş almak daha sağlıklıdır. Ayrıca duş sonrası hemen nemlendirici uygulamak önemlidir.4. Peeling yaparken dikkat edinKışın cilt, ölü deri hücrelerin birikmesi nedeniyle daha mat ve donuk görünebilir. Haftada bir veya iki kez yapılacak nazik bir peeling, cildin yenilenmesine yardımcı olur. Ancak, aşırı peeling yapmaktan kaçının, çünkü bu cildin bariyerini zayıflatabilir.5. Maske ile derinlemesine bakım yapınKış mevsimi, cildin ekstra bakıma ihtiyaç duyduğu bir dönemdir. Haftada bir kez nemlendirici ve besleyici özellik taşıyan bir yüz maskesi uygulamak cildin ihtiyaç duyduğu besinleri sağlar.6. Sıvı tüketmeyi unutmayınSoğuk havalarda sıvı tüketimi genellikle ihmal edilir. Ancak cilt içten beslenmeye de ihtiyaç duyar. Günde en az 8 bardak su içmek, cilt sağlığını iyileştirir ve kurumasını engeller. Ayrıca sıcak çay, bitki çayları veya ılık su içmek sizi ısıtırken vücudunuzu da nemlendirir.7. Cilt koruyucu ürünler kullanınSoğuk hava cilt bariyerini zayıflatabilir. Bu nedenle, dışarı çıkarken cildinizi nemlendirici bir ürünle korumak ve rüzgarın etkilerinden korunmak önemlidir. Cilt bariyerini güçlendiren ürünler kullanmak, cildin soğuk hava ile doğrudan temasa girmesini engeller. Bunun yanı sıra güneşin UV ışınları kışın da cildinize zarar verebileceğinden güneş kremi kullanmaya devam edin.8. Cilt bakım rutininizi güncel tutunKış aylarında cildinizin ihtiyaçları yazınkinden farklılaşır. O yüzden kışın cilt bakım ürünlerinizi güncellemek önemlidir. Örneğin, yazın kullandığınız hafif nemlendiriciler yerini kışın yoğun bakım yapan ürünlere bırakmalıdır.9. El ve dudaklarınızı koruyunCildinizin en hassas bölgeleri arasında yer alan eller ve dudaklar gelir. Ellerinizin kurumasını engellemek için nemlendirici el kremleri kullanın. Dudaklar içinse nemlendirici ve onarıcı dudak balmlarını tercih edin.10. Sağlıklı beslenmeye özen gösterinOmega-3 yağ asitleri, C vitamini ve E vitamini bakımından zengin gıdalar cilt sağlığını iyileştirir. Somon, ceviz, avokado gibi sağlıklı yağlar, cildi besler ve nem dengesini korur. Ayrıca bol miktarda meyve ve sebze tüketmek cildin vitamin ve mineral ihtiyacını karşılar." ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Cildinizi kışa hazırlamak için 10 altın öneri
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 11:14:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/21112024141431_639bd017957522f242ed6b02c19b2417.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/21112024141431_639bd017957522f242ed6b02c19b2417.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/21112024141431_639bd017957522f242ed6b02c19b2417.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Okul Öncesi Disleksi Belirtilerine Dikkat!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-okul-oncesi-disleksi-belirtilerine-dikkat-15818.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-okul-oncesi-disleksi-belirtilerine-dikkat-15818.html</link>
                    <description><![CDATA[Özgül öğrenme güçlüğü olarak da anılan disleksi, çocuğun akademik başarısını etkilerken sosyal ilişkilerde zorluklar yaşamasına neden olabiliyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Özgül öğrenme güçlüğü olarak da anılan disleksi, çocuğun akademik başarısını etkilerken sosyal ilişkilerde zorluklar yaşamasına neden olabiliyor. Disleksinin erken dönemde anlaşılması halinde olumsuz etkilerinin azaltılabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Hale A. Kahyaoğlu Çakmakcı, okul öncesindeki dönemde çocuğun iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi. Çakmakcı, konuşmada gecikme, konuşurken yakın hecelerle seslerin karıştırılması, yön-zaman kavramlarının karıştırılması ve baskın eli seçmede zorluk gibi sorunların mutlaka dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Hale A. Kahyaoğlu Çakmakcı, disleksiye ilişkin değerlendirmede bulundu.
Okuma, yazma ve dil becerilerinde zorlanma yaşanır
Disleksinin nörogelişimsel öğrenme bozukluğu olduğunu belirten Kahyaoğlu Çakmakcı, “Diğer adıyla özgül öğrenme güçlüğü, seslerle harflerin arasındaki bağlantıyı işlemedeki güçlük nedeniyle ortaya çıkan bir öğrenme bozukluğudur. Disleksili bireylerde görme ve işitme ile ilgili organik patolojiler olmaksızın okuma, yazma ve dil becerilerinde zorlanma yaşanmaktadır” dedi.
20 kişilik sınıfta en az 1 çocukta disleksi görülüyor

Toplumda bilinenin aksine özgül öğrenme güçlüğüyle zeka (normal, üstün, sınır) arasında herhangi bir ilişki bulunamadığını vurgulayan Kahyaoğlu Çakmakcı, “Disleksi ülkemizde ortalama yüzde 5 ile yüzde 7 oranlarında görülmektedir. Yani ender olarak görülen bir bozukluk değildir. 20 kişilik bir sınıfta en az 1 kişide disleksi var demektir” diye konuştu.&nbsp;
Dislekside belirtiler okula başlamayla netleşiyor
Disleksinin gelişimsel evrelere göre değişen belirtileri olduğunu ifade eden Kahyaoğlu Çakmakcı, “Ailelerin sık sık okumalar yapıp çocuklarındaki gelişimsel çizelgeleri takip etmeleri gerekmektedir. Disleksili çocuklar çok erken dönemde belirtiler göstermeye başlayabilirler ancak okula başlamalarıyla birlikte belirtiler netlik kazanır” dedi.&nbsp;
Okul öncesi dönemdeki belirtilere dikkat!
Disleksinin okul öncesi dönemdeki belirtilerine dikkat çeken Kahyaoğlu Çakmakcı, “Okul öncesi dönemde konuşmada gecikme, konuşurken yakın hecelerle seslerin karıştırılması, yön-zaman kavramlarının karıştırılması ve baskın eli seçmede zorluk gibi sorunlar yaşayabilirler” uyarısında bulundu.&nbsp;
Okuma ve yazmada zorluklar ortaya çıkabiliyor
Okul dönemindeki belirtilerin okuma ve yazmada ortaya çıktığını kaydeden Kahyaoğlu Çakmakcı, “Okul döneminde çocukların geç, hatalı ve yavaş okuma; harfleri karıştırma, okuduğunu anlamada zorluk; geç, yavaş, ters, hatalı, aralıklı-çok bitişik yazma ve matematiksel işlemleri öğrenmede ve yapmada zorlukları vardır. Okul döneminde yabancı dili öğrenmede, okuduğu kitabı ya da hikayeyi özetlemede ve yeni kelimeler öğrenmede zorluk yaşarlar” diye konuştu.&nbsp;
Çevresel faktörler de etkili oluyor
Dislekside genetik faktörlerin yanı sıra çevresel faktörlerin de etkili olduğunu belirten Kahyaoğlu Çakmakcı, “Yapılan son çalışmalar, disleksinin genetik bir altyapısının olduğunu belirtse de çevresel faktörlerin de önemi yadsınamaz. Gebelikte sigara, alkol veya maddeye maruziyet, erken doğum, doğum sırasında oksijensiz kalma gibi faktörlerin yanı sıra malnütrisyon (yetersiz beslenme), ebeveynlerin olumsuz iletişim yöntemleri ve bilişsel becerileri olumsuz etkileyecek yaşam olayları risk faktörleri olarak sayılabilir” diye konuştu.&nbsp;
Okula devamda ve sosyal alanda güçlük yaşayabilirler

Disleksinin erken dönemde anlaşılması halinde olumsuz etkilerinin azaltılabileceğini belirten Kahyaoğlu Çakmakcı, “Disleksi çocuklarda uzun süre fark edilmezse, derslerinin açık ara gerisinde kalarak okula devam etmede güçlük yaşarlar. Bunların yanı sıra geride kaldığı için sosyal alanda da arkadaşları tarafından kabul görmede sorunlar başlar.&nbsp;
Çocuğa ve aileye multidisipliner yaklaşım önemli
Özgül öğrenme güçlüğünün özel bir çalışma ve özel bir uzmanlık gerektirdiğini vurgulayan Kahyaoğlu Çakmakcı, şunları söyledi: “Özgül öğrenme güçlüğünü anlamaya yönelik gerekli psikolojik testler ve ölçümler yapılıp değerlendirildikten sonra aileye psikoeğitim verilirken çocuğa da özel eğitim yöntemleriyle programlar başlanılır. Yaşıtlarıyla aynı hızda okuyamadıkları ve öğrenemedikleri için ve yine daha fazla çaba sarf etmek durumunda oldukları için özgüven kaybı yaşamaya başlayabilirler. Dolayısıyla özgül öğrenme güçlüğü olan çocuklara hem psikolojik hem eğitsel hem de aileye yönelik multidisipliner bir yaklaşımla çalışılması önemlidir. Özgül öğrenme güçlüğüne eşlik eden sorunların olup olmadığının da belirlenmesi kritik önem taşır.”
Disleksiye başka sorunlar da eşlik edebilir
Disleksisi olan çocuk ya da yetişkin bireylerde depresyon, anksiyete bozuklukları, DEHB ve zeka sorunlarının eşlik edebileceği uyarısında bulunan Kahyaoğlu Çakmakcı, eşlik eden soruna göre uzmanların uygulayacakları müdahalelerin değişiklik gösterdiğini söyledi.&nbsp;
Aileler bu önerilere kulak vermeli
Disleksili çocuğa ailenin yaklaşımının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Hale A. Kahyaoğlu Çakmakcı, ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu:
Aileler çocuklarına güvende, huzurlu ve her koşulda kabul göreceklerini hissettirmeli.
Aileler bu süreçte çok sabırlı olmalı ve çocuktan kendi gidiş hızından fazlasını beklememelidir. Disleksili bireylerin normal bireylere göre en ufak bir öğrenme deneyimi bile çok zorlayıcı ve zaman alıcı olabilir. ‘Nasıl bu kadar basit bir şey için bile bu kadar çok düşünürsün’ gibi cümleler çocuğun özgüvenini ve durumun üstesinden gelme gücünü olumsuz etkileyecektir.
Aileler çocuğu başkasıyla kıyaslamamalı ve baskı altında hissettirmemelidir. ‘Hala ödevlerini bitiremedin mi? Bak arkadaşların çoktan hepsini bitirdi, yine yapamadın, beceremedin’ şeklindeki ifadelerden kaçınılmalıdır.
Aileler öğretmenlerle iş birliği yaparak çocuğun gösterdiği olumlu gelişmeleri bolca dillendirmeli ve takdir etmelidir.
Aileler olumlu örneklerle modellemeler yapabilir. Yani daha önce benzer sorunları yaşayıp üstesinden gelen kişilerin biyografilerini okuyup çocuklarıyla bu örnekler üzerinden konuşabilir.
Bunların yanı sıra çok çaba gösterip çok çabalayan ailelere ‘yetersizlik’ duyguları, hayal kırıklıkları, korku ve endişeleri ile başa çıkmayı öğrenmek için bir uzmana danışmalarını öneririm.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Okul Öncesi Disleksi Belirtilerine Dikkat! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 12 Nov 2024 07:08:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/okul-oncesi-disleksi-belirtilerine-dikkat-101034-20241112.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/okul-oncesi-disleksi-belirtilerine-dikkat-101034-20241112.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/okul-oncesi-disleksi-belirtilerine-dikkat-101034-20241112.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[35 bin kişi organ bağışı bekliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-35-bin-kisi-organ-bagisi-bekliyor-15795.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-35-bin-kisi-organ-bagisi-bekliyor-15795.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 85 milyon nüfusu olan ülkemizde bir yılda sadece 300 kadar organ bağışı yapıldığı belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ülkemizde kadavra bağışının son derece düşük olması nedeniyle organ nakillerinin çoğunun canlı vericilerden yapıldığına işaret ederek  “2024 yılı esas alındığında ülkemizde böbrek ve karaciğer nakillerinin yüzde 90’ının canlı vericilerden yapılması ve kadavra bağışının sadece yüzde  10 gibi düşük bir oranda sınırlı kalması çok üzücü bir durumdur” ifadelerinde bulundu.İSTANBUL (İGFA) - Sağlık Bakanlığı’nın Ekim 2024 verilerine göre; ülkemizde 25 bin 246 hasta böbrek nakli, 2 bin 650 hasta karaciğer nakli ve bin 477 hasta kalp nakli bekliyor. Akciğer ve ince bağırsak gibi diğer organların nakilleri için bekleyen hastalar da eklendiğinde toplam 33 bin 498 hastanın organ bağışı için umut taşıdığı görülüyor. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın son 12 yıllık verileri, beyin ölümü gerçekleşen 23 bini aşkın kişiden sadece yüzde 23’ünde organ bağışı yapıldığını gösteriyor. Ayrıca istatistikler ülkemizdeki organ bağışının 2018 yılından bu yana yarı yarıya düştüğünü gösteriyor. 85 milyon nüfusu olan ülkemizde bir yılda sadece 300 kadar organ bağışı yapıldığı belirtiliyor.&nbsp;&nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ülkemizde kadavra bağışının son derece düşük olması nedeniyle organ nakillerinin çoğunun canlı vericilerden yapıldığına işaret ederek &nbsp;“2024 yılı esas alındığında ülkemizde böbrek ve karaciğer nakillerinin yüzde 90’ının canlı vericilerden yapılması ve kadavra bağışının sadece yüzde &nbsp;10 gibi düşük bir oranda sınırlı kalması çok üzücü bir durumdur” diyor.

ORGAN BAĞIŞIYLA İKİNCİ BİR YAŞAM ŞANSI!&nbsp;

Bekleme listelerindeki ölüm oranları da göz önüne alındığında, organlara ihtiyacı olan kişilerin hayata tutunmalarının tek yolunun organ bağışı olduğuna işaret eden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı&nbsp;&nbsp;“Organ bağışı konusundaki duyarlılık, deyim yerindeyse bir ülkenin temel medeniyet göstergelerinden biridir. Hassasiyet ve kararlılıkla yaklaşarak, organ nakli ihtiyacı olan kişilere ikinci bir yaşam şansı sunma imkanına sahibiz. Bir gün kendimizin veya bir yakınımızın benzer bir sorunla karşı karşıya kalması durumunda ne yapacağımızı ve ne hissedeceğimizi düşünerek hareket etmemiz karar vermemizi daha kolay hale getirecektir” diye konuşuyor.

DÜNYADAKİ ZORLU VAKALAR ÜLKEMİZDE NAKİL OLUYOR!

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,&nbsp;&nbsp;&nbsp;ülkemizde &nbsp;gerek erişkin gerekse çocuk hasta gruplarında yapılan nakillerde oldukça yüksek başarı oranları elde edildiğine dikkat çekerek “Hatta bu başarılar tüm dünyaca bilindiği için her yıl &nbsp;üstelik de önemli bir kısmı zorlu vaka olan çok sayıda yabancı hasta nakil olmak için ülkemize geliyorlar. Yurt dışından gelen bu hastaların önemli bir kısmının organ nakli açısından zor vakalar olması da ayrıca dikkate değerdir. Ülkemiz canlı vericili organ naklinde çok başarılı olsa da önemli olan organ bağışının kadavradan yapılmasıdır” diyor.&nbsp;

HEDEF KADAVRADAN ORGAN BAĞIŞINI ARTIRMAK!&nbsp;

Organ bağışında esas hedefin “kadavradan organ bağışını artırmak” olduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı “Her canlı vericili ameliyat için sağlıklı bir birey de ameliyat ediliyor. Vericinin güvenliği hep birinci sırada tutulup hassasiyet gösterilse de bu ameliyatı yapmak zorunda kalmamak organ nakli ekiplerinin en büyük arzusudur. Kadavra bağış oranları, bir ülkenin toplum sağlığı konusunda duyarlılığının en temel göstergelerinden biridir. Her hastanın uygun canlı verici bulamadığı, kalp gibi bazı organ bekleyen hastalarda canlı verici şansı olmadığı ve bekleme listelerindeki ölüm oranları göz önüne alındığında, bu duyarlılığın yaygınlaştırılması çok önemlidir” diye konuşuyor.

EN TEMEL NEDENİ YETERSİZ VE YANLIŞ BİLGİLER!

Ülkemizde organ bağışının çok düşük düşük olmasının en&nbsp;temel nedeninin&nbsp;yetersiz ve yanlış bilgiler olduğuna işaret eden&nbsp;Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı&nbsp;“Örneğin, beyin ölümünün ne anlama geldiği bilinmiyor. Beyin ölümü&nbsp;‘beyin fonksiyonlarının geri dönüşsüz bir şekilde tamamen durması’ anlamına geliyor. Beyin ölümü yaşayan kişi tıbben ölü kabul ediliyor ve diğer organları yoğun bakımdaki makine desteğiyle sadece kısa bir süre canlı tutulabiliyor.&nbsp;Organ&nbsp;nakli de&nbsp;ancak bu sürede yapılabiliyor.&nbsp;Bu süreç organ bağışı için kullanılabilecek çok önemli bir dönemdir” bilgisini veriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,&nbsp;ülkemizin organ bağışından nakline kadar tüm süreçte dünyaca kabul edilmiş en güvenli ülkelerden birisi olduğuna dikkat çekerek, organ nakli sisteminin sıkı denetlenen şeffaf bir sistem olduğunu belirtiyor.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[35 bin kişi organ bağışı bekliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 08:10:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/04112024151051_90c241e74d38818d4afac242ecab54dd.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/04112024151051_90c241e74d38818d4afac242ecab54dd.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/04112024151051_90c241e74d38818d4afac242ecab54dd.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Riskli gruptaysanız dikkat! Gıda zehirlenmelerini önlemenin 6 yolu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-15798.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-riskli-gruptaysaniz-dikkat-gida-zehirlenmelerini-onlemenin-6-yolu-15798.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ticari kuruluşlar ve ortamlarda değil evde de gıdaların yanlış saklanması, hazırlanması, kullanılması veya pişirilmesinin gıda zehirlenmelerine yol açabildiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Özellikle çiğ tüketilen sebze, meyve gibi gıdalar ya da uygun koşullarda saklanmamış et ya da işlenmiş et ürünleri ve konserveler gıda zehirlenmelerinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” dedi.İSTANBUL (İGFA) - Gıda zehirlenmesi bakteriler, virüsler, parazitler ve mikroorganizmalar veya bu mikroorganizmaların oluşturduğu toksinlerin bulaştığı gıdaların sindirim sistemini etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor.

Prof. Dr. Melih Özel, gıda zehirlenmelerine karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:&nbsp;

&nbsp;20 SANİYE KURALINI UYGULAYIN&nbsp;

Evde gıda zehirlenmesini önlemek için hepimizin alabileceği en kolay ve etkili yöntem ellerimizi iyi yıkamak. Yiyeceklere el sürmeden ve hazırlık işine başlamadan önce ellerinizi ılık su ve sabunla en az 20 saniye süreyle yıkayın. Benzer şekilde mutfak eşyaları ile gıda hazırlama yüzeylerinin de temiz ve kontrollü olması önemli. Bulaşıkların, kesme tahtalarının ve yemek hazırlamak için kullanılan diğer yüzeylerin sıcak, sabunlu suyla yıkanması uygundur.&nbsp;

&nbsp;ÇAPRAZ BULAŞI ÖNLEMEK İÇİN AYRI TUTUN&nbsp;

Hazır gıdaları çiğ yiyeceklerden ayrı tutun. Et ve hayvansal gıdaların hazırlanmasında kullandığınız yüzeylerin cam ya da seramik olması tahta olmasından daha iyidir. Tahtaları unlu mamuller ile sebzelerin hazırlanmasında tercih edebilirsiniz. Çapraz bulaşı yani zararlı mikroorganizmaların bir yüzeyden başka bir yüzeye geçmesini önlemek için de hem alışveriş sırasında hem de yiyecek ve içecekleri saklarken, hatta yemek yapmak için hazırlarken kümes hayvanları, balık ve kabuklu deniz hayvanları gibi çiğ etleri sebze ve meyvelerden uzak tutun.&nbsp;

&nbsp;PİŞİRME KURALLARINI CİDDİYE ALIN&nbsp;

Yiyecekleri hazırlarken pişirme kurallarına sıkıca uyun, hazırladığınız yemeklere göre uygun sıcaklıkları doğru seçtiğinizden emin olun ve yeterince pişmelerini sağlayın.&nbsp;

GIDALARI ÇÖZDÜRDÜKTEN SONRA YENİDEN DONDURMAYIN&nbsp;

Bozulabilecek gıdaları hızlıca soğutun ya da dondurun. Dondurulmuş yiyecekleri çözerken oda sıcaklığında bekletmek yerine, buzdolabını kullanın. Ya da fırınların “buz çözme” seçeneğini kullanarak çözdürün ve sonrasında hemen pişirin. Ayıca, dondurulmuş gıdaları çözüldükten sonra asla yeniden dondurmayın.&nbsp;

EMİN DEĞİLSENİZ ASLA TÜKETMEYİN

Eğer gıdanın güvenli bir şekilde saklanıp hazırlandığından, hijyen kurallarına uygun servis edildiğinden emin değilseniz asla tüketmeyin. Oda sıcaklığında çok uzun süre kalan yiyeceklerin, pişirilseler bile bakteri veya toksinler içerebileceğini aklınızdan çıkarmayın.&nbsp;

RİSKLİ GRUPTAYSANIZ DAHA DİKKATLİ DAVRANIN&nbsp;

Küçük bebek ve çocuklar, ileri yaşta olanlar ve hamileler yani gastrointestinal direnç açısından risk taşıyan bireyler çiğ ya da az pişmiş beyaz ve kırmızı et tüketirken çok daha dikkatli olmalı. Pastörize edilmemiş meyve suları, süt ve süt ürünleri de mutlaka bu kapsamda değerlendirilmeli.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Riskli gruptaysanız dikkat! Gıda zehirlenmelerini önlemenin 6 yolu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 03 Nov 2024 15:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/04112024151114_f4e56778c49094fe43b517550193145f.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/04112024151114_f4e56778c49094fe43b517550193145f.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/04112024151114_f4e56778c49094fe43b517550193145f.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alanya EAH’DE “Hasta Hakları” Konuşuldu ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-alanya-eahde-hasta-haklari-konusuldu-15782.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-alanya-eahde-hasta-haklari-konusuldu-15782.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dünya Hasta Hakları Günü kapsamında bilgilendirme etkinliği düzenlendi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Hasta Hakları Birim Sorumlusu Serpil Yıldırım tarafından poliklinik girişinde açılan stant da hasta ve hasta yakınlarına yönelik “Hasta Hakları ve Sorumluluklarıyla” ilgili bilgilendirme yapılarak broşür dağıtıldı. Bu broşürlerde, bilgi edinme, güvenli tedavi olma, mahremiyetin korunması ve tedavi sürecine katılma gibi önemli konular yer aldı. Hastalar, bu broşürleri alarak haklarını öğrenme fırsatı buldular. Ayrıca, sağlık hizmetleri sunan kurumların hastalara karşı olan sorumlulukları hakkında da bilgi verildi. Hastane Yönetimi de düzenlenen organizasyona katılarak destek verdi. Yönetim birimi hasta ve hasta yakınları ile tek tek görüşerek haklarını ve sorumluluklarını anlattı. Kişilerin konuyla ilgili düşüncelerini dinledi. Günün önemine binaen bir açıklama yapan Başhekim Doç. Dr. Yılmaz Güler, ”Hasta hakları, insan sağlığının yüksek düzeyde korunmasını ve sağlık hizmetlerinin yüksek kalitede verilmesini amaçlar. Hasta Hakları Birimimiz ile sorunları yerinde çözmeyi amaçlamaktayız. Hastalarımız verilen her türlü hizmet ve imkânın neler olduğunu öğrenmeye, sağlık durumu ile ilgili her türlü bilgiyi sözlü ve yazılı isteme hakkına sahiptir. Hastalarımızın haklarını bilmeleri ve bu hakları kullanabilmeleri için üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Bu etkinlikle onların bilinçlenmesini sağlamak ve hasta memnuniyetini artırmayı hedeflemekteyiz. Hastalar ve hasta yakınlarının da hastane kurallarına uyması gerekir. Kendilerine daha iyi hizmet sunabilmek adına dilek, istek ve önerilerini hastanemizin Hasta Hakları Birimine iletebilir. Bu vesile ile tüm hastalarımızın ve hasta yakınlarının Hasta Hakları günlerini kutlar, sağlıklı günler dilerim” diye konuştu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Alanya EAH’DE “Hasta Hakları” Konuşuldu  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 30 Oct 2024 07:30:38 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanya-eahde-hasta-haklari-konusuldu-103116-20241030.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanya-eahde-hasta-haklari-konusuldu-103116-20241030.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanya-eahde-hasta-haklari-konusuldu-103116-20241030.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alanya’da Ameliyat Bekleyen Hastalar İçin Yoğun Bakım Sorunu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-alanyada-ameliyat-bekleyen-hastalar-icin-yogun-bakim-sorunu-15758.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-alanyada-ameliyat-bekleyen-hastalar-icin-yogun-bakim-sorunu-15758.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, yoğun bakım ünitelerinde yer olmadığı gerekçesiyle ameliyat bekleyen hastaların operasyonlarının ertelendiği iddia edildi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Anamur, Gazipaşa, Gündoğmuş, Sarıveliler, Taşkent ve birçok çevre ilçeden gelen hastalara da hizmet veren hastane, kapasitesinin çok üzerinde bir hasta yoğunluğuyla karşı karşıya. Bu nedenle ameliyat sonrası yoğun bakımda tedavi görmesi gereken hastaların, yer yetersizliği sebebiyle operasyonlarının ertelendiği bildirildi.

Yoğun bakım ünitelerinde boş yer bulunamaması nedeniyle mağduriyet yaşayan hastalar ve yakınları, bu durumun çözülmesi için yetkililere çağrıda bulundu. Hastalar, sağlık alanındaki bu sorunun acilen giderilmesi gerektiğini belirterek, tüm yetkilileri göreve davet ettiler.

Ameliyatların ertelenmesi nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimde büyük bir sıkıntı yaşandığını ifade eden vatandaşlar, özellikle kritik durumdaki hastalar için bu gecikmelerin ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurguladı. Yetkililerin konuya ivedilikle çözüm bulması beklenirken, bölgede artan hasta yoğunluğuna karşı acil önem alınması gerektiği belirtildi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Alanya’da Ameliyat Bekleyen Hastalar İçin Yoğun Bakım Sorunu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 16 Oct 2024 08:15:01 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanyada-ameliyat-bekleyen-hastalar-icin-yogun-bakim-sorunu-111535-20241016.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanyada-ameliyat-bekleyen-hastalar-icin-yogun-bakim-sorunu-111535-20241016.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/alanyada-ameliyat-bekleyen-hastalar-icin-yogun-bakim-sorunu-111535-20241016.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Gıda güvenliği için yeni dönem başlıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-gida-guvenligi-icin-yeni-donem-basliyor-15717.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-gida-guvenligi-icin-yeni-donem-basliyor-15717.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı, tüketicilerin güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamak amacıyla yeni bir sistem başlattı. Bakan İbrahim Yumaklı'nın duyurduğu sistemle, laboratuvar testleri sonucunda taklit ve tağşiş yaptığı tespit edilen firmalar anlık olarak ifşa edilmeye başlandı.BURSA (İGFA) - Bakanlık, 56 farklı bozulmuş ve sağlığı tehlikeye atan ürün ile 463 taklit ve tağşiş yapılmış ürünü kamuoyuyla paylaştı.

YENİ SİSTEMLE DAHA HIZLI BİLGİLENDİRME

Bakan Yumaklı, eski sistemde duyuruların altı aşamalı bir bürokratik süreçle yönetildiğini ve bu süreçlerin uzun sürmesi nedeniyle kamuoyuna duyuruların toplu ve gecikmeli yapıldığını belirtti. Yeni sistemde ise ihlallerin anlık olarak elektronik ortamda paylaşılacağını söyledi. Bakan, "Tüketicilerimiz artık ürünlerdeki uygunsuzlukları hızlıca öğrenebilecek, bu da halk sağlığını koruma noktasında önemli bir adım olacak." dedi.



TARIM CEBİMDE UYGULAMASIYLA DENETİM ŞEFFAFLIĞI

Yeni sistemin bir diğer önemli unsuru da tüketicilerin işletmelerin denetim durumlarını öğrenebilecekleri "Tarım Cebimde" uygulaması oluyor. Bakan Yumaklı, vatandaşların gittikleri kafe ya da restoranlarda uygulama üzerinden işletmenin denetim bilgilerine ulaşabileceğini belirtti. Böylece tüketiciler, gittikleri işletmenin kaç kez denetlendiğini anlık olarak öğrenebilecek.

GIDALARDA TESPİT EDİLEN UYGUNSUZLUKLAR

Bakanlık, gıda ürünlerinde tekstil boyası kullanımı ve ilaç etken maddelerinin gıdaya katılması gibi ciddi ihlalleri tespit etti. Bu ürünler, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın resmi sitesinde yayınlanan "Gıda Kamuoyu Duyurusu" başlığı altında tüketicilerle paylaşıldı. İhlalleri içeren listeye guvenilirgida.tarimorman.gov.tr adresinden ulaşılabiliyor.



“GIDA GÜVENLİĞİNİ TOPLUMUN HER KESİMİNİN BİLİNÇLİ KATILIMIYLA SAĞLAYABİLİRİZ”&nbsp;

Gıda Mühendisleri bu yeni sistemin halk sağlığı açısından büyük bir adım olduğunu belirterek şunları söylüyor: "Anlık olarak duyuruların yapılması ve denetim bilgilerinin şeffaf bir şekilde paylaşılması, tüketici güvenini artıracaktır. Ancak, tüketicilerin de bu sürece dahil olup bilinçli hareket etmesi gerekiyor. Özellikle 'Tarım Cebimde' uygulaması gibi araçlarla tüketiciler daha fazla sorumluluk alabilir. Gıda güvenliğini sadece denetimle değil, toplumun her kesiminin bilinçli katılımıyla sağlayabiliriz."

Mühendisler ayrıca, taklit ve tağşiş yapan firmaların ifşa edilmesinin, firmalar üzerinde caydırıcı bir etki yaratacağını ve sektörde daha yüksek standartların oluşmasına katkı sağlayacağını vurguluyorlar.



Kaynak: Duygu Doğan
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Gıda güvenliği için yeni dönem başlıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 14:25:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100324_9680b1b6ee133a4e1f8a9c2d9fc8d0ad.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100324_9680b1b6ee133a4e1f8a9c2d9fc8d0ad.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100324_9680b1b6ee133a4e1f8a9c2d9fc8d0ad.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Okullar açıldı, covid-19 vakalarında artış yaşandı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-okullar-acildi-covid-19-vakalarinda-artis-yasandi-15719.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-okullar-acildi-covid-19-vakalarinda-artis-yasandi-15719.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Son günlerde çocuklarda Covid-19 vakalarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Uzmanlar, ebeveynleri bu durum hakkında bilgilendirirken, dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.BURSA (İGFA) - Sağlık uzmanları, artışın birkaç faktörden kaynaklandığını belirtiyor. Uzmanlara göre yaz aylarında azalan vakaların ardından, okulların açılması ve sosyal etkinliklerin yeniden başlaması, çocukların bir araya gelmesini artırarak virüsün yayılmasına zemin hazırladı. Ayrıca, yeni varyantların daha bulaşıcı olması da vaka sayılarındaki artışa katkıda bulunuyor.



Çocuklarda Covid-19 belirtilerin genellikle hafif geçtiğini dile getiren uzmanlar; ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı ve yorgunluğun en yaygın belirtiler arasında olduğunu ve ebeveynlerin çocuklarındaki belirtileri dikkatle izlemeleri gerektiğini ifade ediyor. Uzmanlar, hastalık belirtileri görüldüğünde mutlaka bir sağlık profesyoneline başvurulması gerektiğini söylüyor.

Ebeveynlerin alması gereken önlemlere de dikkat çeken uzmanlar, aşılamanın güncel tutulması, hijyen kurallarına uyulması ve kalabalık ortamlardan kaçınılması hatta maske takılması konusunda da uyarıda bulunuyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Okullar açıldı, covid-19 vakalarında artış yaşandı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 14:18:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100336_0ae85862c4d39590df88ff449d097e52.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100336_0ae85862c4d39590df88ff449d097e52.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100336_0ae85862c4d39590df88ff449d097e52.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kış aylarında sağlıklı beslenmenin sırları neler?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-kis-aylarinda-saglikli-beslenmenin-sirlari-neler-15720.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-kis-aylarinda-saglikli-beslenmenin-sirlari-neler-15720.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kışın metabolizmanızı hızlandırıp bağışıklığınızı güçlendirmek için neler yapmalısınız? Diyetisyen Kübra Selimoğlu'ndan sağlıklı beslenme ve yaşam önerileri.Nurhan İÇMEZ /&nbsp;TOKAT HABER&nbsp;

TOKAT (İGFA) -&nbsp; 1) Kilomuza Dikkat Etmeliyiz
Kış aylarının gelmesiyle birlikte bireylerde yemek yemeye olan arzunun artması, paketli gıdaların daha cazip gelmesi ve evde geçirilen sürenin bir hayli artmasıyla iştah ve porsiyon kontrolü yapmak oldukça zor bir hale gelir. Bu süreçte bireylerin açlık süresine dikkat etmesi önemlidir. Kişi ne kadar uzun süre aç kalırsa, açlık süresinin sonunda alması gereken kalorinin çok daha fazlasını tüketme riski artar. Bu nedenle öğün sayısı artırılmalı, ana ve ara öğünler atlanmamalıdır. Beslenmede lifli gıdalara yer verilerek tokluk süresi uzatılmalıdır. Metabolizma hızının yavaşladığı bu günlerde, metabolizmayı hızlandırmak için günde 2 fincan yeşil çay tüketilmelidir&nbsp;

2) Bağışıklık Sistemini Korumak
Kış aylarında hastalıklara yakalanma riskimiz oldukça fazladır. Grip ve soğuk algınlığından korunmak için bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekir. Bu açıdan posa, yani meyve-sebze tüketiminin artırılması çok önemlidir. Mevsim meyve ve sebzelerini tüketmek bağışıklık sistemini güçlendirmek için kritik bir rol oynar. Kış meyveleri olan mandalina, portakal, armut, nar, elma ve greyfurt bu süreçte mutlaka tüketilmelidir. C vitamini içeriği yüksek olan mandalina, greyfurt ve portakal bağışıklık sistemimizi güçlendirmede oldukça etkilidir. Antioksidan içeriği zengin olan nar ise A, C vitamini ve niasin içerir. Zengin vitamin ve mineral içeriğiyle kış mevsiminin vazgeçilmez meyvelerindendir. Ayrıca nar, bağışıklık sistemini güçlendirdiği için gribe karşı koruyucu olarak da tüketilebilir.&nbsp;

3) D Vitamini
Kış aylarında yaz aylarına göre daha az güneş ışığı alırız. D vitamini kaynağı güneştir. Bu nedenle, kışın kan tahlili yaptırarak vücudumuzdaki D vitamini seviyesini kontrol etmeli ve eksiklik varsa takviye almalıyız.&nbsp;

4) Su Tüketimi
Soğuk havalarda kişilerde su tüketimi azalmakta ve vücut için yeterli olan sıvı alınmamaktadır. Oysa metabolizmanın düzgün çalışması için yeterli miktarda su tüketimi çok önemlidir. Günlük 2-2,5 litre su içmeye özen göstermeliyiz.&nbsp;

5) Fiziksel Aktivite
Kış aylarında çoğunlukla evde vakit geçirmek isteriz, bu da daha sedanter bir yaşam tarzına yönelmemize neden olur. Spora olan ilgimiz azalır ve "yaz gelsin başlarım" denir, ancak bu yapılan en büyük hatalardan biridir. Hem artan besin tüketimi hem de azalan fiziksel aktivite kilo alımını kaçınılmaz hale getirir. Bu yüzden gün içinde daha aktif olmaya çalışmalı ve 30-45 dakikalık kısa yürüyüşler yaparak hem kilo almamızı hem de metabolizma hızımızın düşmesini engellemeliyiz.&nbsp;
&nbsp;
6) Uyku Düzeni
Yeterince uyuyor muyuz? Kış aylarında günlerin kısalması ve gecelerin uzaması uyku düzenimizin bozulmasına neden olabilir. Sabahları havanın karanlık olmasıyla daha depresif ve karamsar hissedebilir, motivasyonumuzu kaybedebiliriz. Yetişkin bir bireyin günde minimum 6-8 saat uyuması gerekmektedir.&nbsp;

7) Yeterli Beslenme
Yeterli ve dengeli beslenme her mevsimde olduğu gibi kış mevsiminde de oldukça önemlidir. Beslenmemizde her besin grubuna yeterince yer veriyor muyuz? Mevsim sebze ve meyvelerini tüketiyor muyuz? Bu soruları kendimize sormalıyız. Özellikle kış aylarında sağlıklı yağların tüketilmesi çok önemlidir. Omega 3’ten zengin somon ve orkinos gibi balıkları haftada 2-3 gün beslenmenize eklemek oldukça faydalıdır.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kış aylarında sağlıklı beslenmenin sırları neler? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 10:51:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100347_f8ae8de035925b609899b0be5e1f03bb.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100347_f8ae8de035925b609899b0be5e1f03bb.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/03102024100347_f8ae8de035925b609899b0be5e1f03bb.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Oturakçıibogil: "Obezite kadınlarda meme kanserini tetikliyor"
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-beslenme-ve-diyet-uzmani-dyt-oturakciibogil-obezite-kadinlarda-meme-kanserini-tetikliyor-15699.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-beslenme-ve-diyet-uzmani-dyt-oturakciibogil-obezite-kadinlarda-meme-kanserini-tetikliyor-15699.html</link>
                    <description><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Oturakçıibogil: "Obezite kadınlarda meme kanserini tetikliyor"
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Meme kanseri kandınlarda en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor. Obezite nedeniyle vücuttaki yağ dokusunun artmasının kadınlardaki östrojen hormonunun artışına yol açarak meme kanserine yakalanma riskini yükselttiğini belirten Medline Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Selva Oturakçıibogil, "Bu hastalıktan kaçınmak için doğru ve sağlıklı beslenme bir yaşam tarzı olmalıdır" diye konuştu.Oturakçıibogil, "Kanser, dünyada ve ülkemizde en çok ölüme neden olan hastalıklar arasında ilk sırada yer alıyor. Yapılan araştırmalar, kanser hastalığına yüzde 90-95 oranında genetik etkenler ile çevresel faktörlerin yol açtığını bize gösteriyor. Yine araştırmalara göre bu çevresel faktörlerin yüzde 30’unu beslenme alışkanlıklarımız oluşturuyor. Hatalı beslenme alışkanlıklarımız ise obeziteye yol açarken obezitenin özellikle meme kanser ile doğrudan ilişkisi bulunuyor. Meme kanseri kandınlarda en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor. Obezite nedeniyle vücuttaki yağ dokusunun artmasının kadınlardaki östrojen hormonunun artışına yol açarak meme kanserine yakalanma riskini yükseltiyor. Bu hastalıktan kaçınmak için doğru ve sağlıklı beslenmenin bir yaşam tarzı olmalıdır" dedi.Ülkemizde obezite sıklığı atrıyorOturakçıibogil şöyle devam etti:"Günümüzde bir halk sağlığı sorunu halini almış olan obezite, vücutta aşırı yağ birikimi sonucu ortaya çıkan ciddi ve kronik bir hastalıktır. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre dünya genelinde obezite sıklığı son on yılda yaklaşık üç kat artış göstermiştir. Yine DSÖ’nün ‘Avrupa Bölgesi Obezite Raporu’nun 2022 yılı verilerine göre obezite sıklığının en yüksek olduğu ülke Türkiye olarak bildirilmektedir. Buna göre ülkemizdeki yetişkin nüfusun yüzde 66,8i fazla kilolu, yüzde32,1i ise obez olarak tanımlanmaktadır.Obezite östrojen hormonunu artırıyorYüksek oranda yağlı gıdalarla beslenme alışkanlığı, hareketsizlik, genetik ve hormonal faktörlerin meme kanseri ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yanlış beslenme nedeniyle gelişen obzezite, vücuttaki yağ dokusunun artmasına yol açarak kadınlarda salgılanan östrojen hormonunun artışını destekler. Östrojen hormonu ise meme kanseri gelişme riskini artıran önemli bir faktördür.BKİ arttıkça meme kanseri riski de artıyorYapılan araştırmalarda obez kadınlarda artış gösteren östrojen seviyesinin kanser ile doğrudan ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Beden Kitle İndeksi (BKİ) 40’tan büyük olan kadınlarda meme kanseri nedeniyle ölüm riski, BKİ 18-24,9 arasında olan kadınlara göre iki kat artış gösterir. Obezitenin önüne geçilmesi ve tedavi edilmesi günümüzde küresel bir sağlık sorunu halini almış durumdadır. Bu nedenle obezitenin meme kanseri açısından önlenebilir bir risk faktörü olması göz önünde bulundurularak, toplumda obezite ile yapılacak etkili mücadele sayesinde kadınlarda rastlanan meme kanseri görülme oranları azaltılabilir."Obezitenin tedavisinin kişiye özel olarak planması ve doktor, diyetisyen ve psikolog gibi sağlık profesyonellerinin iş birliği ile yürütülmesi gerektiğini ifade eden Dyt. Selva Oturakçıibogil, obeziteden korunmak için ise şu önerilerde bulundu."Kilo kontrolünüzü sağlayın. Fazla kilolarınızdan kurtulmak için gerekirse bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin ve uygun bir tedavi planı belirleyin. Her besin grubundan dengeli bir şekilde beslenin. Sebze ve meyveleri mevsiminde ve taze olarak tüketin. Raf ömrü uzun, bol kalori içeren hazır gıdalardan uzak durun. Fast-Food tarzı beslenmeden kaçının. Doğal olmayan şeker tüketmeyin ve günlük tuz alınımınızı sınırlandırın. Yemeklerinizi pişirirken haşlama-fırınlama gibi sağlıklı yöntemleri tercih edin. Yemeklerinizi yavaş yavaş yemeyi tercih edin. Gün içerisinde yeterli miktarda su tüketin ve bunun için susamayı beklemeyin. Doymuş yağları mümkün olduğu kadar az tüketmeye özen gösterin. Fiziksel aktivite düzeyinizi artırarak düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık yapın." ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Oturakçıibogil: "Obezite kadınlarda meme kanserini tetikliyor"
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 30 Sep 2024 08:24:38 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/30092024112438_651bcd2054093c4c3a83965f6ebd7135.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/30092024112438_651bcd2054093c4c3a83965f6ebd7135.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/30092024112438_651bcd2054093c4c3a83965f6ebd7135.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sıcak havalarda baş ağrısını önlemek için 10 öneri]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-sicak-havalarda-bas-agrisini-onlemek-icin-10-oneri-15633.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-sicak-havalarda-bas-agrisini-onlemek-icin-10-oneri-15633.html</link>
                    <description><![CDATA[Sıcak havalarda baş ağrısını önlemek için 10 öneri
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Hava sıcaklarının giderek artması ile birlikte kendini gösteren sağlık sorunları arasında baş ağrısı ilk sırada yer alıyor. Baş ağrısından korunmak için önlemleri aktaran Nöroloji Uzmanı Dr. Özden Yener Çakmak, “Mevsimsel özellikler, migren ve gerilim tipi baş ağrılarının artmasına veya azalmasına neden olabilmektedir. Yaz aylarında artan baş ağrıları bu durumun en somut örneklerindendir.” dedi.
Antalya gibi aşırı sıcaklık ve nem ile ani hava değişimleri gelişen bölgeler, değişimlere duyarlı kişilerde baş ağrısı ve migreni tetikliyor. Ayrıca vücut ısısını yükselten fiziksel aktiviteler sırasında ısı kaynaklı baş ağrısı oluşabilir. Sıvı içmek ve güneşe maruz kalmaktan kaçınmak gibi tedaviler ve önleyici adımlar ile baş ağrılarından korunmak ve şikayetleri hafifletmek mümkün. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak sıcak havalarda baş ağrısı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.
 canlı casino siteleri
"Kadınları daha çok etkiliyor"
Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, baş ağrısının bazen kişinin tüm hayatı boyunca zaman zaman yaşadığı bir şikayet olabiliyorken; bazı kişiler için bir hastalığın belirtisi veya hastalığa eşlik eden bir durum olarak ortaya çıktığını ifade etti. Çakmak, “Özellikle kadınlarda daha sık rastlanan migren tipi baş ağrıları ve yine hastalarda ciddi yakınmalara sebep olan gerilim tipi ağrılar, hastaları yaşam boyu etkileyebilmektedir. Bu tür ağrılar başka bir hastalığa eşlik etmezken, ağrıya zemin hazırlayan etkenlerin varlığı unutulmamalıdır. Bunlar; stres, açlık ve uykusuzluğun yanı sıra; mevsimsel etkenler olarak sıralanabilir” diye konuştu.

“Klima kullanımı, baş ağrısına yok açabilir”
Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, şöyle devam etti: “Mevsimsel özellikler migren ve gerilim tipi baş ağrılarının artmasına veya azalmasına neden olabilmektedir. Yaz aylarında artan baş ağrıları bu durumun en somut örneklerindendir. Bu alanda yapılan bilimsel çalışmalar, havanın ısınmasıyla damarların genişlediğini ve buna bağlı olarak baş ağrılarının da artığını göstermektedir. Öte yandan, baş ağrılarını kronik şekilde yaşayan kişiler çoğu zaman sıcakların bu etkisinin farkına bile varmazlar. Ayrıca sıcaklar nedeniyle artan klima kullanımı ağrıları olumsuz etkileyen bir başka etkendir. Klimalı ortamda uzun süre bulunmak baş ağrılarını tetikleyen durumlar arasında yer almaktadır.”

"Baş ağrısından korunmak için bu önlemleri alın"
Yaz sıcaklarında daha fazla hissedilmeye başlanan baş ağrılarının bir dizi önlem alınarak hafifletileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, alınabilecek önlemleri şu şekilde sıraladı: “Gün boyunca bol miktarda sıvı tüketin, aşırı güneşe maruz kalmaktan kaçının, gölgeli alanlarda düzenli molalar vermeye özen gösterin, polarize güneş gözlüğü takın, koku baş ağrısını tetikleyebileceği için, kokusuz güneş kremi ve losyonlar tercih edin, aşırı sıcakta egzersiz yapmayın, yeme düzenine özen gösterin, aşırı sıcaklarda alkol tüketmemeye çalışın, çok sıcak bir ortamdan, klimatize edilmiş soğuk bir ortama ani geçiş yapmayın, klimalı ortamlarda soğuk havaya doğrudan maruz kalmayın.”

"Etkin tedavilerle ağrılar son buluyor"
Baş ağrısının kişinin yaşamını kısıtlar boyuta ulaşıyorsa, uzman doktora başvurması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, konuşmasını şu şekilde tamamladı: “Gerilim tipi baş ağrıları için depresyon tedavisine yönelik ilaçlar faydalı olabiliyorken; migren tedavisinde ilk basamak, hastanın tetikleyicilerden mümkün olduğunca uzak durmasıdır. Uyku ve beslenmenin düzenlenmesinin yanı sıra; düzenli egzersizler ile mevsim değişikliklerine karşı alınan önlemler, şikayetlerin azalmasına yardımcı olacaktır. Bu tür önlemlere rağmen ataklar sıklıkla devam ediyorsa, hastaya atak sıklığını azaltıcı ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Migren tedavisinde kullanılan ilaçların sırayla denenmesi gerekebilir. Bu aşamada hastaların sabırla tedavilerini sürdürmesi ve doktorlarıyla devamlı bağlantı halinde kalmaları önemlidir.”
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sıcak havalarda baş ağrısını önlemek için 10 öneri - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 12 Aug 2024 10:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/sicak-havalarda-bas-agrisini-onlemek-icin-10-oneri-133245-20240812.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/sicak-havalarda-bas-agrisini-onlemek-icin-10-oneri-133245-20240812.png"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/sicak-havalarda-bas-agrisini-onlemek-icin-10-oneri-133245-20240812.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Testis kanserinin 7 belirtisi
]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-testis-kanserinin-7-belirtisi-15627.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-testis-kanserinin-7-belirtisi-15627.html</link>
                    <description><![CDATA[Testis kanserinin 7 belirtisi
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. A. Egemen İşgören, testis tümörleri ve tedavisi hakkında bilgiler verdi.Memorial Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. A. Egemen İşgören, testis tümörleri ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Testis kanseri tanısı konulan erkeklerin ortalama yaşı yaklaşık 33 olduğunu belirten İşgören, "Bu, büyük ölçüde genç ve orta yaşlı erkeklerin hastalığıdır, ancak vakaların yaklaşık yüzde 6’sı çocuklarda ve gençlerde, yaklaşık yüzde 8’i ise 55 yaşın üzerindeki erkeklerde görülür. Testis kanserinde tanıda geç kalınması tehlikeli olabilir. Sadece 6 haftalık bir gecikme, yaşam kaybı riskini 2 kat artırabilmektedir. Gelişen tedavi yöntemleriyle testis tümörü olan hastalarda yüzde 95’e varan başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu nedenle testis tümörlerinde erken teşhis hayati önem taşımaktadır" dedi."Kardeşlerde varsa dikkat"Testis tümörü riskini artıran nedenlerin başında inmemiş testisler yer aldığını kaydeden İşgören, “Testis tümörlü hastaların yüzde 5-12’sinde görülen inmemiş testislerin yanı sıra; birinci dereceden akrabalarda (özellikle kardeşlerde) testis tümörü olması, genetik bir hastalık olan ’Klinefelter sendromu’nun görülmesi, karşı testiste daha önceden testis tümörü olması ve kısırlık gibi nedenler de testis kanseri nedenleri arasında sıralanabilir" ifadelerini kullandı."Nefes darlığı ve kilo kaybı tümörün habercisi olabilir"Testis tümörleri genellikle ağrısız kitleler olduğunu, bazı durumlarda ise testis içine kanama veya travma sonrası akut ağrı olarak da ortaya çıkabileceğine işaret eden İşgören, "Diğer yandan, testis çevresinde su toplanması (hidrosel) veya memelerde büyüme ve hassasiyet (jinekomasti) hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. Hastalık genellikle ileri derecede yayılmamakta, ancak yayıldığı ender durumlarda kanserli hastanın boynunda kitle oluşumuna, nefes darlığına, kilo kaybına, bulantı ve kusmaya neden olabilmektedir.Tanı için fizik muayene, testis ultrasonu ve kan testlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tetkiklerin yanı sıra; tümörün yayılma riskine karşı akciğer filmi ve tomografi de çekilmektedir" diye konuştu.7 belirti“Bu şikayetler ortaya çıktığında, özellikle iki haftadan uzun sürüyorsa mutlaka uzman görüşü alınmalıdır” diyen İşgören, şikayetleri şu şekilde sıralayarak sözlerini tamamladı:"Testiste büyüme ve ele gelen kitle, testis kesesinde ağırlık hissi, karında ve kasık bölgesinde ağrı, testis kesesinde sıvı toplanması, testislerde ağrı ve rahatsızlık hissi, memelerde ağrılı büyüme ve sırt ağrısı. Testiste ele gelen bir kitle, aksi ispat edilmediği sürece tümör olarak kabul edilir ve vakit kaybetmeden tedaviye başlanır. Gerekli patolojik incelemenin yapılması ve tanının kesinleştirilmesi konusunda çabuk davranmak oldukça önemlidir. Patolojik incelemenin sonucuna göre hastalığın hangi evrede olduğu ve hücre yapısına göre değişiklik gösteren alt tipleri tanımlanmaktadır. Elde edilen sonuç doğrultusunda ’kemoterapi’ veya ’radyoterapi’ gibi ek bir tedaviye ihtiyaç duyulup duyulmadığı belirlenmektedir. Ameliyat sonrası tümörün evresine ve tipine göre iyi bir takip yapılmalıdır. Hastalığın tedavisinde başarı şansını artıran en önemli faktör erken tanı ve kısa sürede yapılan uygun tedavidir.” ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Testis kanserinin 7 belirtisi
 - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 11:55:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/09082024145531_6eaf4e42f7236d9aea6a627db9d696bf.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/09082024145531_6eaf4e42f7236d9aea6a627db9d696bf.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/09082024145531_6eaf4e42f7236d9aea6a627db9d696bf.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Selülite karşı arı zehri önerisi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.alanyakenthaber.com/haber-selulite-karsi-ari-zehri-onerisi-15608.html</guid>
                    <link>https://www.alanyakenthaber.com/haber-selulite-karsi-ari-zehri-onerisi-15608.html</link>
                    <description><![CDATA[Selülite karşı arı zehri önerisi
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Uzmanlar, son yıllarda önemi daha iyi anlaşılan adı zehir kendi şifa arı zehri ile selülit problemlerini doğal olarak hafifletmenin mümkün olduğuna dikkat çekiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Zekai Kutlubay, “Arı zehri, içeriğindeki bileşenleri sayesinde selülit görünümünün giderilmesinde etkili bir rol oynar” dedi.
Selülit hakkında bilgiler paylaşan Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Zekai Kutlubay; “Selülit ve çatlaklar, kadınların sıkça karşılaştığı cilt sorunlarından biridir ve genellikle yaşam tarzı ve genetik faktörlerle ilişkilendirilir. Genellikle portakal kabuğu görünümü ile karakterize edilen ve bacaklar, kalça, karın ve üst kol gibi bölgelerde görülen bir cilt problemidir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve cilt bakımı gibi yaşam tarzı değişiklikleri, selülit oluşumunu önlemek için bilinen etkili yöntemlerdir. Bu değişikliklerle birlikte, arı zehri gibi doğal bileşenleri içeren cilt bakım ürünleri, son yıllarda popüler hale gelmiştir. Arı zehri, içeriğindeki bileşenleri sayesinde selülit görünümünün giderilmesinde etkili bir rol oynar” dedi.
BEE’O ApiBeauty’nin Kurucusu Arı Ürünleri Uzmanı Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı da "Selülitin neden olduğu dolaşım bozuklukları, portakal kabuğu görünümü ve inflamasyona karşı arı zehri, içeriğindeki hyaluronidazlar sayesinde, uygulandığı bölgede etkili bir şekilde derinlere nüfuz eder. Selülit genellikle inflamasyonla ilişkilidir ve arı zehrinin içeriğindeki bileşenler, proinflamatuar sitokinlerin salınımını önemli ölçüde baskılayarak inflamasyonun gelişimini engelleyici etki gösterir. Özellikle, arı zehrinin ana bileşeni olan melittin, inflamasyonu düzenleyerek ilgili sinyal yolaklarını etkileyerek ve inflamasyonu azaltmaya yardımcı olur. Ayrıca, melittin ve apaminin düz kasları uyarıcı etkileriyle dolaşım sistemi uyarılır ve kan akışında artış sağlanır. Artan kan akışıyla birlikte, kolajen ve elastin üretimi teşvik edilerek, arı zehrinin uygulandığı cilt bölgesinde, doğal olarak selülit görünümünde azalma ve pürüzsüz bir görünüm sağlamak mümkündür" ifadelerini kullandı.
Samancı; arı zehrinin selülitlere doğal çare olabileceğine değinerek geliştirdiği formülü şu sözlerle anlattı: “Kadınların en sık karşılaştığı cilt problemlerinden biri olan selülit ile mücadelede, tamamen doğal bir selülit karşıtı sıkılaştırıcı jel formülü geliştirdik. Bu formülde, sarkık, çatlak ve selülit görünümünün azalmasına doğal olarak destek olmak için arı zehrinden faydalandık. Arı zehri ile birlikte, patentli saf Anadolu propolisi (A.P.E), kahve çekirdeği ekstraktı, hyaluronik asit ve aloe vera gibi cilt güzelliğini destekleyecek doğal bileşenler de yer alıyor. 4 hafta düzenli kullanımda cildin esnekliğini artırarak kalça, basen, bacak ve karın bölgesinin sıkılaşmasına ve incelmesine yardımcı olduğu 20 gönüllü ile gerçekleştirilen dermatolojik test ile ispatlanan formül, hassas ciltler için de uygun. Selülit problemleriyle doğal yollarla mücadele etmek üzere, etkinliği araştırılmış ve ispatlanmış arı zehirli formüllerden gönül rahatlığıyla yararlanabilirsiniz.”

mersin escort


porno film izle
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.alanyakenthaber.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Selülite karşı arı zehri önerisi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 07:51:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/09082024105110_c790102806840e098589ce2972867984.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/09082024105110_c790102806840e098589ce2972867984.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.alanyakenthaber.com/images/haber/09082024105110_c790102806840e098589ce2972867984.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>